Aydoğdu davasına karşı olan Çiçekli davasının kazananı açıklandı

Aydoğdu davası sonrasında kalıcı oturum hakları ellerinden alınan İngiltere’deki Türk toplumunun merakla beklediği Çiçekli davası, davacı Gülpaşa Çiçekli lehine sonuçlandı. Dava hakimi Çiçekli ailesini kazanan taraf olarak açıkladı, bakanlığın verdiği red kararını iptal etti ve aileye tazminat ödenmesine hükmetti. 

Garth Coates avukatlık ofisinden uzmanların iki yıldan daha uzun süren hukuk savaşında sona gelindi. 3 Ekim’de yüksek mahkemede görülen ve 1 Kasım’da resmi kararın açıklandığı Çiçekli davasının kazananı Çiçekli ailesi olmasına rağmen, Garth Coates uzmanlarına göre davanın gerçek galibi İngiltere İçişleri Bakanlığı. Zira, Türk toplumundan yeterli destek bulamayan ve uzun zamandır büyük ölçüde tek başına Çiçekli ailesinin maddi imkanlarıyla devam eden davanın açıklanan gerekçeli kararınında, Aydoğdu davasının sonucunda ısrar ediliyor.

Davaya bakan ve 3 yıllık yüksek mahkeme deneyimi olan hakimin, kendisinden çok daha kıdemli ve deneyimli olan, amiri pozisyonundaki yüksek mahkeme başkanının verdiği Aydoğdu davasını eleştirmede isteksiz davranması dikkatlerden kaçmadı.

Davada özellikle vurgulanan bir husus dikkatleri çekti. Hakim, 1963 Ankara Anlaşmasına ek olarak imzalanan 1970 katma protokolundeki 59. maddenin, Türk vatandaşlarının, AB vatandaşlarından daha avantajlı olmasını yasakladığını belirtti. Bu anlamda, 4 yılda kalıcı oturuma başvurmaları halinde Türk vatandaşlarının, 5 yılda kalıcı oturum alan AB vatandaşlarından daha avantajlı olacaklarını, bu durumun da aynı anlaşmanın 59. maddesine aykırı olduğuna hükmetti.

Ancak, hakimin işaret ettiği 59. madde konusunda Garth Coates uzmanları kendisiyle aynı fikirde değiller. Zira, AB vatandaşlarının da 4 yılda kalıcı oturum alma hakları olmasına rağmen, bu süre 2006’da 5 yıla çıkarıldığında Türkler AB vatandaşlarından iyi duruma getirilmedi, tam tersine AB vatandaşları Türklerden daha kötü koşullara çekildi. Bunun suçlusu Türk vatandaşları değil, yasalara aykırı değişiklik yapan İçişleri Bakanlığıdır.

Davanın yüksek itiraz mahkemesinde görülmesi durumunda kazanılacağına Garth Coates avukatları kesin gözüyle bakıyor. Ancak dava sonucunda istediğini elde eden Çiçekli ailesinin, Türk toplumundan yeterli destek görmediği için davaya devam etmeyeceği açıklandı. Hatırlanacağı üzere, son altı aydır çağrı yapılmasına rağmen, İngiltere’de olan Ankara Anlaşmalılarından davaya yeterli destek verilmemişti.

Çiçekli ailesinin bugüne kadar yaptığı yasal masraflar için yaklaşık 40 bin sterlin tazminat ödenmesi bekleniyor.

 

Ankara Anlaşması: 16 Mart Değişikliği ve Aydoğdu Davası

İngiltere İçişleri Bakanlığı (Home Office) 15 Mart 2018 gece yarısı Ankara Anlaşması vizelerinde kalıcı oturumları kaldırdığını ve bu tarihten sonra yapılan kalıcı oturum başvurularının artık kabul edilmeyeceğini resmen açıkladı. Bu durum, başta Garth Coates Avukatlık Bürosu olmak üzere bazı uzmanların bir yılı aşkın sürekli dile getirdiği beklenen bir gelişme olmasına rağmen Türk toplumu tarafından şaşkınlıkla karşılandı.

Bakanlık neden bu adımı attı?

Hatırlanacağı üzere, 1 Mayıs 2017’de ilk kez bu forum sayfasında Garth Coates Avukatlık Ofisi uzmanları Aydoğdu davasına itiraz edilmediği veya karşı bir dava açılmadığı takdirde Home Office’in (İçişleri Bakanlığı) Ankara Anlaşması’ndaki kalıcı oturumları kaldıracağı uyarısında bulunmuştu. Uzmanlar bir Yüksek Mahkeme kararının uygulanmamasının İngiltere gibi hukukun üstün olduğu bir ülkede hayal bile edilemeyeceğine dikkat çekmişti. Aydoğdu davası sonrasında iki aylık itiraz süresi dolmasına karşın hiç kimse itiraz etmediği gibi, karşı dava açılması için yapılan uyarılar da maalesef ciddiye alınmamıştır.

Aydoğdu kararına karşılık Türkiye Büyükelçiliği’nin yanısıra Garth Coates ve bazı diğer avukatlık firmalarının girişimleri yeterli destek bulamamıştır. Uyarılarda bulunan uzmanlar Türk toplumunu aldatmak ve yalan söylemekle suçlanmışlardır.

Ankara Anlaşması ile İngiltere’de bulunanların büyük bir kısmı, Aydoğdu davasının tehlikesine karşı kendilerini yanlış yönlendiren uzmanların seslerine kulak vermiş, karşı dava açılması için çok değerli bir yıl heba edilmiştir.

Aradan geçen bir yıllık süreçte İngiliz İçişleri Bakanlığı hukukun gereklerini yerine getirmek için harekete geçmiş ve Aydoğdu davasında hükmedildiği üzere Ankara Anlaşması’ndaki kalıcı oturum seçeneğini kaldırmıştır.

Türk toplumundaki tartışmalara bakıldığı zamana konunun tüm boyutlarıyla anlaşılmadığı görülmektedir.

Yüksek Mahkeme kararı 8 Mart 2017’de açıklanmasına rağmen aradan geçen 1 yılı aşkın sürede hiçbir karşı dava açılmaması, Türk toplumuna hizmet veren bazı danışman ve avukatların müvekkillerini doğru yönlendirmediklerini göstermiştir.

Gelinen bu noktada sadece kendi hakkını savunmaktan başka bir şey yapmamış olan Hacer Aydoğdu ve ailesi yeni oluşan durumdan sorumlu tutulmakta ve kendileri son derece haksız çok ağır hakaretlere maruz kalmaktadır.

Hacer Aydoğdu ve ailesi haksız yere suçlanmaktadır

Hacer Aydoğdu davası öncesinde Yüksek Mahkeme’de görülen benzer davaların hepsi, istisnasız şekilde kabul edilmiş ve davayı açanların lehine sonuçlanmıştır. Hacer Aydoğdu ve ailesi, Yüksek Mahkeme’de açtıkları davanın önceki davalara göre farklı sonuçlanmasının nedeni, davayı açan avukat ve mahkemede davayı temsil eden savunmanların yetersiz olmasıdır. Dava tutanaklarına bakıldığında bunu teyit eden ifadeler rahatlıkla görülecektir.

Hacer Aydoğdu ve ailesine karşı yapılan haksız linç kampanyası içinde yer alanların nefret suçu kapsamında değerlendirilmesi söz konusu olabilir. Bunların ilerde yapacakları vize başvuruları, 1971 Göçmenlik Yasası’na göre (HC510 Paragraf 4) otomatik red edilebilir. Sosyal medyada paylaşım yapanların söylemlerine dikkat etmeleri bu anlamda çok önemlidir.

Geçen süreçte pazarlık girişimleri karşılık bulmadı

8 Mart 2017’deki Yüksek Mahkeme kararı sonrası, Garth Coates Avukatlık Ofisi; İçişleri Bakanlığı aleyhine açtığı davalarda, İçişleri Bakanlığı’nı savunan kamu avukatları ile pazarlık dahil her türlü girişimde bulunmuştur. Türkiye’nin Londra Büyükelçiliği de benzer pazarlık girişimlerinde bulunmuş ve Türk hükümeti ciddi çaba göstermiştir. Türkiye Başbakanı Binali Yıldırım’ın Temmuz 2017’deki İngiltere ziyareti sonrası daha önce askıya alınan kalıcı oturum başvuruları, yeni yönetmelik hazırlanana kadar yeniden incelenmeye alınmıştır. Bunun, Başbakan Yıldırım’ın yaptığı görüşmeler neticesinde gerçekleştiği düşünülmektedir.

Başvurular mutlaka yeni başvuru formu ile yapılmalıdır

Bazı danışmanlar, başvuru formu değiştirildikten 21 gün sonrasına kadar eski başvuru formlarının kullanılabileceği düzenlemesinden hareket ederek, müvekkillerine eski başvuru formları ile başvurup kalıcı oturum talep edebilecekleri yönünde telkinlerde bulundukları anlaşılmaktadır. 21 günlük form değişikliği düzenlemesi, her ne kadar doğru ise de Ankara Anlaşması’nda gelinen bu son noktada geçersizdir. Bu telkinlerde bulunanların İçişleri Bakanlığı’nın 16 Mart sabahı yaptığı açıklamayı halen tam olarak anlayamadıklarını göstermektedir.

Bakanlık açıklamasındaki şu ifade çok önemlidir:

No new ECAA ILR applications will be accepted on or after 16 March 2018. Any ECAA settlement applications postmarked prior to 16 March will be processed under the same terms as before.

Açıklama, 16 Mart 2018 ve sonrasında postaya verilen tüm başvuruların kalıcı oturum incelemesi kapsamında değerlendirilmeyeceğini açıkça belirtmektedir. Ayrıca, yeni başvuruların 03/2018 tarihli formlarla yapılması istenmektedir. Eski başvuru formları ile yapılacak başvuruların geçersiz bulunması halinde, başvuran kişinin ‘overstayer’ yani illegal olması söz konusudur, dolayısıyla ileride 10 yıllık süreç üzerinden kalıcı oturum alması ciddi olarak tehlikeye düşebilir.

Medyadaki yanlış haberler

Bazı basın yayın organlarında Ankara Anlaşması’nın son bulduğu şeklinde çıkan haberler asılsızdır. İngiltere, Avrupa Birliği’nden resmen ayrılacağı tarihe kadar Ankara Anlaşması’ndan doğan yükümlülüklerini yerine getirmek zorundadır ve Ankara Anlaşması’nın kalkması en erken Mart 2019’a kadar söz konusu değildir.

Ankara Anlaşması’na ilk başvurularda ve uzatım başvurularında herhangi bir sorun yaşanmamaktadır.

Bu karar Brexit ile ilgili değil

İçişleri Bakanlığı’nın son uygulamasının kesinlikle Brexit ile hiç bir ilgisi yoktur.

Bu Yüksek Mahkeme kararı, Brexit’den dolayı doğacak çok daha ciddi bir tehlikeyi gölgelememeli ve Türk toplumu gelmekte olan Brexit sürecinin tehlikelerine şimdiden hazırlanmalıdır.

Teşhisi doğru koymadan sorunu çözmek mümkün değildir

Yeni uygulama sonrası Ankara Anlaşması vizesi ile iş yapan Türk toplumunda büyük bir endişe yaşandığı görülmektedir. Ancak yapılan yorum, çağrı ve girişimlerin sonuç odaklı ve gerçekçi olmaktan çok uzak olduğunu görülüyor.

Change.Org ve Parlamentoda’da açılan imza kampanyalarında kullanılan dil hatalı ve içerik hukuki temelden yoksundur. Kullanılan ifadeler yanlıştır, hukuki karşılığı yoktur. Kampanyalar işinde uzman kişilerce yazılmalıdır.

Elbette farkındalık yaratmak için yapılan protesto gösterileri sivil toplumun bir gereği olmakla birlikte yasaların ve mahkeme kararlarının siyasetin üstünde olduğunu ve herkesi bağlayacağını hatırlatmak isteriz. Gösteri ve yürüyüşler konunun gündeme gelmesini sağlayacaktır ancak aslolan bağlayıcı mahkeme kararıdır. Bundan dolayı yapılacak girişimlerde öncelik kesinlikle hukuk zemininde olmalıdır.

Hukuki süreç kolektif olmalıdır

Ankara Anlaşması’ndan yararlananların ayrı ayrı dava açmaları süreci uzatacağı gibi maliyeti de astronomik boyutlara taşıyacaktır.

Doğru olan HSMP davasında olduğu gibi, kurumsallaşmak ve bu kurum üzerinden kolektif hareket ederek dava açmaktır. Ancak yeni bir dava açılmadan önce sürecin en az 2 yıl sürebileceği göz önüne alınmalıdır. Brexit tehlikesi altındaki Türk toplumunun bu kadar zamanı olduğunu düşünmüyoruz.

Aydoğdu davasından bugüne kadar geçen çok değerli 1 yılı herhangi bir girişimde bulunmadan heba eden Türk toplumunun Brexit tehlikesinden dolayı artık kaybedecek daha fazla zamanı yoktur.

Buna rağmen dava açılması bir zorunluluktur. Ancak bu hukuki girişimler devam ederken tam 2 yıldır hukuk zemininde mücadelesi devam eden mevcut Çiçekli davası desteklenmelidir. Zira, Çiçekli davasında birçok yol alınmış ve artık sonuçlanma aşamasına gelinmiştir. Bu davanın, yeni açılacak bir davadan daha önce sonuçlanacağı açıktır.

Çiçekli davası dışında açılması zorunluluk olan yeni davanın, sadece Aydoğdu davasının sonucunun iptali değil; aynı zamanda ‘Legitimate Expectation’ (Meşru Beklenti) üzerinden yürümesinin büyük yarar sağlayacağı düşüncesindeyiz.

Yeni yönetmelik beklentisi

İçişleri Bakanlığı’dan gelen bilgiler, Ankara Anlaşması’ndan yararlananların 4 yerine 5 yılda kalıcı oturuma başvurabileceğine işaret etmektedir. Bu sadece bir yıllık gecikme anlamına gelmekte ve Ankara Anlaşması’ndan yararlananların ciddi endişe taşımalarına gerek olmadığı sonucunu doğurmaktadır.

Ancak, Brexit nedeniyle, Ankara Anlaşması’nda bulunanların Mart 2019’dan sonra geçersiz vize türünde oldukları iddiasıyla sadece kalıcı oturum değil, aynı zamanda normal 3 yıllık uzatım başvuruları da tehlikeye düşebilir. Böyle bir tehlikeye karşı, sadece Çiçekli davasının desteklenmesi yeterli değildir, aynı zamanda Legitimate Expectation (Meşru Beklenti) üzerinden yeni dava açılması zorunluluktur. Böyle bir davanın kazanılmasının, Brexit sonrası tehlikelerden Ankara Anlaşması’nda olan Türk toplumunu koruyacağını düşünmekteyiz.

Kazanılmış hak söylemleri gerçek değil

Legitimate Expectation (Meşru Beklenti) ile Retained Rights (Kazanılmış Haklar) yani Ankara Anlaşması’ndan yararlananlarınileride kalıcı oturum alma beklentisi ile bu beklentinin şimdiden kazanılmış hak olması birbirine karıştırılmaktadır. Ankara Anlaşması’na başvuranların ileride kazanılmış hak elde edecekleri iddiası gerçek değildir.

Bununla birlikte ‘legitimate expectation’ yani verilmiş söz ve mevcut duruma göre yapılmış başvurular sonrasında oluşan beklentilerin, mahkemelerde olumlu sonuçlanması mümkündür. (Örneğin: 3 yıllık uzatıma başvuranlara verilen onay yazılarındaki ifadeler veya mağdurların ilk başvuruları esnasında yürürlükte olan yönetmelikteki maddeler, mahkemelerde ‘legitimate expectation’ olarak algılanabilir)

Çiçekli Davası

Aydoğdu davası ile çok büyük ölçüde benzeyen ve 23 Mayıs 2018’de görülecek Çiçekli davası kısa vadede önemli bir fırsattır. Dava birkaç defa Aydoğdu davası nedeniyle ret edilmesine rağmen yapılan itirazlar sonucunda davaya bakan son Yüksek Mahkeme hâkimi, Aydoğdu davasına rağmen Çiçekli davasının ara duruşmasının yapılmasına onay vermiştir. Ara mahkeme sonucunda davanın Yüksek Mahkeme’de görülme ihtimali bulunmaktadır ancak çok güçlü bir hazırlık ve savunma gerekmektedir.

Garth Coates Avukatlık Ofisi’nin durumu

Garth Coates avukatları, Aydoğdu davası veya Ankara Anlaşması ile ilgili hiçbir dava içinde yer almayacaktır. Bu son açıklamamız sadece sosyal sorumluluk olarak değerlendirilmelidir.

Çiçekli davası Aydoğdu davasından önce alındığı için Garth Coates avukatları sadece bu dava üzerinde çalışmaya devam edecektir.

Ankara Anlaşmasında ümit verici yeni bir gelişme

Geçtiğimiz hafta, İngiltere’de Ankara Anlaşmasında olanlarda deprem etkisi yaratan ve Ankara Anlaşmasında olanlara kalıcı oturum izninin verilmemesine neden olacak mahkeme kararından sonra bugün yeni ve olumlu sayılabilecek bir gelişme oldu.

8 Mart 2017 tarihli yüksek mahkeme kararı, [R (on the application of Aydogdu ) v Secretary of State for the Home Department (Ankara Agreement – family members – settlement) [2017] UKUT 167 (IAC)], Ankara Anlaşması vizelerinde, ‘stand still’ uygulamasının kalıcı oturumu kapsamadığına hükmetmiş ve 20 Mart’tan itibaren İngiltere İçişleri Bakanlığı (Home Office), bu mahkeme kararına uygun olarak, kalıcı oturum başvurularını askıya almıştı.

Mahkeme kararı sonrasında, Ankara Anlaşmasında olanların 4. yıldan sonra ne olacakları tartışılırken, bugün bir başka mahkemeden ümitlendiren bir karar çıktı. 8 Mart tarihli mahkeme kararına konu olan Hacer Aydogdu ile tamamen aynı koşullarda olan bir müvekkilimize, yüksek mahkemeye gitme izni verildi. Müvekkilimizin dosyasına bakan hakimin bu izni verirken, Hacer Aydogdu kararını dikkate almamasını önemsiyorum zira bana göre “yanlış olan bir yorum” ve “iyi savunulamayan bir dava sonucu oluşan” bu kararın, hukuki temelden uzak ve önceki yüksek mahkeme kararlarıyla çelişkili bir karar olduğu yönündeki düşüncelerimde ne denli haklı olduğumu gösteriyor.

Ara mahkemenin yüksek mahkemeye gitme izni vermesinden sonra, müvekkilimizin duruşmasının 1 Eylül 2017’de görülmesi kararlaştırıldı. Ancak İngiltere İçişleri Bakanlığının avukatlarının bu dava görülmeden bizimle uzlaşmak isteyeceklerine inanıyorum. Bunun nedeni de; açtığımız davada kullanacağımız argümanların çok güçlü ve daha önce Supreme Court’da (En Yüksek Mahkeme) kabul edilmiş argümanlar olduğunu biliyoruz. Bu sebeple, İngiltere İçişleri Bakanlığı müvekkilimizin talebini yerine getirip, ve hatta üstüne tazminat ödeyerek dava görülmeden konuyu kapatmak isteyebilir. Çünkü, dava görülmeden konu kapatılırsa, açtığımız dava diğerlerine emsal teşkil edemeyecek ve sadece müvekkilimizin yararlanacağı, benzer durumda olan diğer kişilerin yararlanamayacağı bir sonuç doğuracaktır.

Benzer bir uzlaşma örneği de geçtiğimiz yıl Kasım ayında olmuştu. İngiltere İçişleri Bakanlığı, trafik suçu nedeniyle kalıcı oturum başvurusu red olan bir başka müvekkilimizin açtığı davada uzlaşma istemiş, varılan uzlaşma neticesinde müvekkilimiz ve tüm ailesine kalıcı oturumları verilmiş ve ayrıca 7,500 Sterlin tazminat ödenmişti. Ancak bu uzlaşma, mahkeme kararı olarak çıkmadığı için, trafik suçundan benzer redleri alan diğer kişiler bu davadan yararlanamamıştır.

Emsal teşkil edebilmesi için, davayı açan müvekkilimizin davayı sonuna kadar taşıması gerekecek. Maddi yükü çok büyük olacağı için, temizlik işi üzerinden Ankara Anlaşmasında kalıcı oturuma hak kazanan müvekkilimizin bu ciddi yükü tek başına taşıyabileceğini ve kolay kolay ikna edilebileceğini sanmıyorum. İşte bu nedenle, Ankara Anlaşmasında olanların birbirleriyle dayanışma göstermelerinin önemini bir kez daha hatırlatmak istiyorum.

 

Ankara Anlaşmasında adalet geç de olsa tecelli etti

Brexit süreci telaşıyla Ankara Anlaşması vizeleri kalktı kalkacak derken, İngiltere’de yüksek mahkeme Ankara Anlaşması vizelerinde çok önemli bir karar verdi. Ankara Anlaşması vizelerinin her an kalkabileceği bu günlerde, yüksek mahkemenin verdiği bu kararın ne kadar önemi olduğu bilinmez ama, en azından vizeler kaldırılana kadar, Ankara Anlaşması vizelerinde red alanların haklarını arayabilecekleri mahkeme kapısı yeniden aralandı demek yanlış olmayacaktır.

Hatırlayacağınız üzere, Nisan 2015’te İngiltere İçişleri Bakanlığı Ankara Anlaşması vizelerinde mahkeme hakkını kaldırarak, bunun yerine “idari inceleme” denilen bir mekanizmayı başlatmıştı. Bir başka ifadeyle, 2015’e kadar Ankara Anlaşması başvurusuna red alanlar, dosyalarını bağımsız mahkemelere taşıyıp, tarafsız yargıçlardan dosyaları hakkında karar verilmesini istiyorlardı. Dosyayı inceleyen yargıç, İçişleri Bakanlığı memurlarının verdiği kararları hükümsüz kılabiliyor ve direkt vizeyi verebiliyorlardı. Mahkemeye taşınan hemen her 10 dosyadan 6 veya 7’si, yargıç kararı ile vizeyi alabiliyordu.

Ancak Nisan 2015’te hükümet, tüm vize sisteminde mahkeme hakkını kaldırdığında, Ankara Anlaşmasını da kapsam içine aldı. Mahkeme hakkını kaldıran hükümet, sözde daha etkili olacağı iddiasıyla ‘idari inceleme’ adını verdiği ucube bir mekanizmayı uygulamaya aldı. Bu uygulama, bakanlık memurlarının verdiği red kararlarına bir başka memurun yeniden karar vermesi üzerine kuruluydu. Buna ucube diyorum çünkü, bir memurun verdiği red kararını, yine aynı birimde bulunan bir başka memurun farklı bir karar vereceğini umut etmek gereksiz iyimserlikten öteye gitmeyecekti. Gerçekten de, son 2 yılda, Birleşik Krallık vize sisteminde verilen 5000’in üzerindeki red kararında, sadece 3 red kararı yeniden incelemeyi yapan memurlarca değiştirildi. Yani, mahkemelerde yüzde 70’e varan başarı oranı, idari inceleme sisteminde onbinde 6’ya kadar düştü.

Son 2 yıldır, Türk vatandaşlarının başvurduğu Ankara Anlaşması vizelerinde mahkeme kararının kaldırılmasının yasa dışı olduğunu ve Ankara Anlaşmasının ruhuna aykırı olduğunu anlatmaktan yoruldum. Türk vatandaşlarının bir araya gelerek bakanlığa karşı ortak bir dava açmaları için bu forum sitesinde çok defa çağrılar yaptım. Tabii, sonuç benim için sürpriz olmadı. Çağrılarıma bir kaç kişi dışında geri dönen olmadı ama bu arada yüzlerce Türk vatandaşı, ehliyetsiz veya yeteneksiz danışmalar ve hatta hiç bir yetkisi olmayan merdiven altı firmalarla başvurdukları Ankara Anlaşmasında red aldı ve mahkeme hakkı olmadığı için İngiltere’den ayrılmak zorunda kaldılar.

Ancak vize başvurusuna red alan bir Türk vatandaşı, çok yüksek masraflar yaparak tek başına yüksek mahkemeye gitme cesaretinde bulundu ve yıllardır ısrarla söylediğim gibi tek başına davayı kazandı. Yüksek mahkemede kazanılan bu dava, Ankara Anlaşması davalarında emsal teşkil edecek ve hükümet temyiz etmediği sürece, tüm Türk vatandaşları bu karardan yararlanacaktır.

Tabii, BREXIT sürecinin başladığı bugünlerde, bu kararın ne kadar önemli olduğu da tartışılabilir. Hükümet, AB’den ayrılma kararı ile, her an Ankara Anlaşması vizelerini askıya alabilir. Bu anlamda Ankara Anlaşması vizelerine başvurmak isteyenlerin acele etmeleri gerektiğini tekrar hatırlatmak istiyorum.

NOT: Çalıştığım Garth Coates Avukatlık Ofisi, önümüzdeki hafta başında, 3-5 Nisan 2017 tarihleri arasında İstanbul’da Ankara Anlaşması, İngiliz ve AB vize sistemi, AB ülkelerinde konut alarak veya yatırım yaparak vatandaşlık sunan programlar, vize redlerine itiraz davaları ve tazminat talepleri konularında özel bire bir ücretli toplantılar düzenleyecek. Toplantılarda ben de olacağım ve müvekkillerimize AB göçmenlik hukuku ile Ankara Anlaşması vizelerini anlatma şansım olacak. Katılmak isteyenler için detaylı bilgi: www.vizesizdunya.com/events

Ankara Anlaşması eş vizelerinde karar açıklanıyor

shutterstock_98814044Ankara Anlaşması eş vizesi ile İngiltere’de bulunanların, son 2 yıldır karşılaştığı sorunların çözümünde nihayet sona yaklaşılıyor. Yüksek mahkemenin bu vizelerde eşlerin durumu ile ilgili kararını bu ay içinde vermesi ve yıl sonuna kadar da bakanlığın bu kararı uygulaması bekleniyor.

2014 den bugüne, Ankara Anlaşması’da eşlerin süresiz oturum izni alabilmeleri için, başvurudan önce 2 yıl İngiltere’de eş vizesi ile kalıyor olmaları isteniyor. Ankara Anlaşmasının temeli olarak görülen 1971 göçmenlik yasasında bu tür bir kural olmamasına rağmen, bakanlığın böyle bir kural varmış gibi davranması, İngiltere’de Ankara Anlaşması eş vizesi ile bulunan yüzlerce kişinin mağduriyetine neden olmaya devam ediyor.

Yüksek mahkemede bekleyen benim de benzer bir dosyam olmasından dolayı, İçişleri Bakanlığının avukatlarıyla defalarca bu konuda görüşmelerim oldu. Onlara, 1971 yasasında böyle bir durumun söz konusu olmamasına rağmen neden ısrarla 2 yıl kuralını istediklerini sorduğumda, Ankara Anlaşması ile İngiltere’de kalanların Avrupa Birliği vatandaşlarından daha iyi şartlara sahip olmalarının mantıkla açıklanamayacağını ve bunun eşitlik ilkesine aykırı olduğunu söylüyorlar. Evet, bir Avrupa Birliği vatandaşı İngiltere’de kalıcı oturuma hak kazanabilmek için 5 yıl beklemek zorunda, bu doğru. Ancak, yasa yasadır. Kendi mantık kurallarınıza göre yasayı yönlendiremezsiniz. Eğer yasa, Türk Vatandaşlarına böyle bir hakkı veriyor ise; bakanlığın yapması gereken tek şey, yasayı kendi kafalarına göre yorumlamak yerine, yasanın gereklerini yerine getirmesidir.

Aylarca bakanlık ile süregelen bu tartışmaya nihayet Yüksek Mahkeme son noktayı koyacak. Eş vizesi ile İngiltere’de bulunanların biraz daha sabretmelerini rica ediyorum. Bu davanın, kendileri lehine sonuçlanacağına benim bir şüphem yok, yeterki davayı yürüten mahkeme savunmanları (Barrister), ev ödevlerine iyi çalışsınlar.

Yüksek mahkeme, bu davayı yürüten firmanın savunmalarının hataları sonucu bu davayı geri çevirirse, sırada benim dosyam bekliyor. Biz, ev ödevimizi çok iyi yapmış hazır durumda bekliyoruz ve davayı kazanacağımıza hiç bir şüphemiz yok.

 

Ankara Anlaşmasında Yönetmelik Oyunu

Ankara Anlaşması vizelerinde, İngiltere İçişleri bakanlığı tarafından 22 Nisan 2015 te yayınlanan son yönetmelik, bir önceki yıl yayınlanan yönetmeliğe göre Home offfice Logociddi değişiklikler içeriyor.

Ek evrak istemeden de red verilebilecek.

Önceki yıl yayınlanan yönetmelikte, memur için “eğer gönderilen evraklardan tatmin olmadıysanız, başvurandan ek evrak isteyip, bu evrakları hazırlaması için başvurana 15 gün süre vermelisiniz” ibaresi bulunmaktaydı.

Son yönetmelikte bu ibare tamamen kaldırıldı. Dolayısıyla ek evrak isteyip istememek memurun inisiyatifine bırakılmış oldu.

Bazı memurların sırf red vermek için bahane aradıkları bilinen bir gerçek. Ek evrak istediğinde, başvuranın bu ek evrakları sağlayabileceğini ve gerekli her tür delili sunabileceğini bile bile, kasıtlı olarak ek evrak istemeden vizeyi red edecek çok sayıda memur olduğunu biliyorum. Yönetmelikte bu ibarenin kaldırılması, ard niyetli bazı memurların red vermelerini kolaylaştıracaktır.

Eş ve çocukların gelirleri, toplam gelire dahil edilemeyecek

Önceki yıllarda, bu çok tartışılan bir durumdu. Yani, Ankara Anlaşması ile İngiltere’de kalan biri, kurduğu işten eş ve çocuklarına bakabilecek düzeyde gelir elde ettiğini ispatlamak zorundaydı. Peki, Ankara Anlaşması vizesindekilerin eşlerinin elde ettiği gelir hesaba katılacak mıydı? Eşi yüksek gelir elde eden çok sayıda Ankara Anlaşması vizesi sahibi var. Eşinin yüksek gelir elde etmesinden dolayı, sadece kendi gelirine göre değil, eşiyle beraber elde ettiği gelire göre bir yaşam tarzı sürebilmekteler. Örneğin pahalı kiralarda oturup, büyük evlerde ve lüks semtlerde yaşamaktalar. Bu insanların toplam gelirine, eşlerinin de geliri eklenebiliyor muydu?

Biz hukukçulara göre ev halkının tüm bireylerinin elde ettiği gelir hesaba katılmalıydı. Bunun iki nedeni vardı:

  • 1973’teki göçmenlik yasasında aksine bir durum belirtilmiyordu
  • Eşinin yüksek gelir elde ettiğinden yola çıkarak, pahalı evde oturan vize sahipleri cezalandırılmamalıydı. Örneğin, Ankara Anlaşması vizesinde olanların eşleri çalışmamış olsaydı, düşük kiralı bir evde oturup, işinden yeterli para kazandığını kolaylıkla ispatlayabilirdi.

Son noktayı, 2009’da bir yüksek mahkeme yargıcı vermişti. Eş ve çocukların elde ettiği gelirler de ana başvuranın işinden elde ettiği gelire eklenmeliydi.

Ancak, İçişleri Bakanlığı, mahkeme hakkının kaldırılmasını fırsat bilerek gelir hesaplamasında yönetmelik üzerinde farklı bir düzenleme yaptı. Hazırladıkları yönetmelik, vize memuruna, eş ve çocukların gelirlerine bakmadan, sadece ana başvuranın kazandığı geliri dikkate almasını işaret ediyor. Dosyaları inceleyecek olan memurlar, önceki mahkeme kararlarına göre değil, kendilerine verilen yönetmeliklere göre hareket edeceklerinden, verecekleri kararlarda sadece ana başvuranın elde ettiği geliri dikkate alacaklar ancak gider hesabında tüm ailenin giderini hesaplayarak, ana başvuranın elde ettiği gelirin tüm ailenin giderlerini karşılayıp karşılamadığını hesaplayacaklar. Bu durum, eşinin gelirine de güvenip başvurusunu yapanların, başvurularının red edilme riskini ortaya çıkaracaktır.

Overstay (Vizesini bitirdikten sonra başvurusunu yapanların) durumu yeni yönetmelikten çıkarıldı

Önceki yönetmeliklerde, vize başvurusunu vizesi bittikten sonra yapanların cezalandırılmaması istenirken, son yönetmelikte, overstay olanların başvurularının ne olacağı belirtilmiyor. Eskiden vizesi bitmiş olanlar, vizesi bittikten sonra 28 güne kadar vizeye başvurabiliyorlardı. Yeni yönetmelikte belirtilmediğinden bu kişilerin durumunun ne olacağı belirsizliğini koruyor.

Niyeti zaten red vermek olan bazı memurların, overstay yani vizesi bittikten sonra uzatım veya oturum başvurusunda bulunanların 1971 yasasından doğan haklarını göz ardı ederek red vereceklerini tahmin etmek hiç de zor değil.

Vize redlerinde mahkeme hakkı kaldırıldı

Önceki blog yazımda da bahsettiğim üzere, Ankara Anlaşmasında red alanların, red dosyasını mahkemeye taşıma hakkı 6 Nisan 2015 ten itibaren kaldırıldı. Bunun yerine, vize dosyasına bakan bir memurun verdiği kararın bir başka memur tarafından yeniden gözden geçirilmesi talep edilebilecek. Ancak, dosyaya yeniden bakacak olan farklı bir memur olmasına rağmen, bu memur da aynı kurumda yani yine İçişleri Bakanlığı bünyesinde çalışan bir memur olacaktır. Bu memur, gerçekten tarafsız davranıp dosyaya yeniden bakacak olsa bile, kendine baz alacağı yönetmelik, yine İçişleri Bakanlığı’nın hazırladığı aynı yönetmelik olacaktır.

Bakanlığın hazırladığı yönetmelikler, kanun hükmünde değildir. 1971 göçmenlik yasasını kendine göre yorumlayan İçişleri Bakanlığı hukukçularınca hazırlanan bu yönetmelikler, hiç bir zaman 1971 göçmenlik yasasını tarif etmezç

Hukukçuların yıllardır mücadelesi, bu yönetmeliklerin taraflı şekilde hazırlandığı üzerine şekillenmiştir. İçişleri Bakanlığı doğal olarak red vermek üzere elinden geleni yaparken, hazırladığı yönetmeliklerin ne kadar tarafsız olabileceği sorgulanmalıdır.

Şimdiye kadar mahkemelerde yüzlerce dosya ile ispatlanmıştır ki, Bakanlığın hazırladığı yönetmelikler hiç bir zaman baz alınmamalıdır. Ankara Anlaşmasının temeli, 1971 Göçmenlik Yasası olmak zorundadır.

Ne Yapılabilir?

Ankara Anlaşmasında red alanların, mahkeme hakkı artık bulunmadığına göre, öncelikle verilen red kararının yeniden gözden geçirilmesini istemeleri gerekecek.

Yeniden gözden geçirilen bir dosyaya tekrar red verilirse, başvuranın önünde 2 seçenek olacaktır:

  • İngiltere’den ayrılmak ve ülkesine geri dönmek
  • Judicial Review olarak adlandırılan farklı bir hukuki mucadeleye girişmek

Yukarıdaki seçeneklerden ikincisi seçilirse, başvuran pahalı bir hukuki mucadeleye girişerek, öncelikle İngiltere’deki yüksek mahkemeden red kararının iptalini talep edebilir. Bu talepte başarısız olursa, davayı Avrupa Adalet Divanına kadar taşıyabilir. Tabii bu, bir kaç yıl sürecek uzun ve pahalı bir süreç olacaktır.

Özet

Durumu kısaca özetlemek gerekirse, İngiltere İçişleri Bakanlığı, göçmenlere karşı tavrını açık ve net bir biçimde koyduğunu, hazırladığı yönetmeliklerde net bir şekilde ortaya koymaktadır. Yapılması gereken en önemli şey, eğer Ankara Anlaşması vizesinde başarı sağlanmak isteniyorsa, mutlaka ve mutlaka göçmenlik hukukunda uzman Avukatlardan profesyonel hukuki destek alınmalıdır.

 

 

 

 

Ankara anlaşmasında korkulan oldu

Bir önceki blog yazımda bahsettiğim konu maalesef gerçek oldu: Ankaradava Anlaşması vizesindeki APPEAL yani mahkeme hakkı bütünüyle kaldırıldı.

Zaman darlığından dolayı, bu blog yazımı geçen hafta yazamadım ancak APPEAL hakkının Ankara Anlaşmasından kaldırılması geçtiğimiz iki hafta boyunca tartışılan en önemli güncel konulardan biriydi.

Hatırlanacağı üzere, geçtiğimiz Ağustos ayındaki blog yazımda, İngiliz Parlementosundan geçtiğimiz Mayıs ve Temmuz aylarında geçen ve göçmenlik yasasında ciddi değişiklikler yapan yasayı açıklamış ve mahkeme hakkının bir çok vize türünde kademeli olarak kaldırılacağından bahsetmiştim. İlk kurban, İngiltere’de suç işlemiş yabancılar ve TIER 4 vizesi ile İngiltere’de bulunan öğrenciler oldu. Bunların mahkeme hakkı 20 Ekim 2014’de kaldırıldı.

2 Mart 2015’te, ikinci dalga kurbanlara, TIER 1, 2 ve 5 kategorisinde yer alan bütün göçmenler ve bunların aile bireyleri katıldı.

Son olarak geçtiğimiz hafta yani 6 Nisan’da geriyen kalan bütün vize türlerinin mahkeme hakları kaldırıldı. Bu son dalgada yer alan kurbanlar arasında, Ankara Anlaşması vizesinde bulunanlar da bulunuyor. GÜNCELLEME: Vize başvurularını 6 Nisan 2015 ve sonrasında yapanların mahkeme hakkı kaldırılırken, başvurusunu bu tarihten önce yapmış olanlara, vizeleri red edilmesi durumunda mahkeme hakkı verilecek.

Peki, hani Ankara Anlaşmasının temel alındığı 1971 göçmenlik yasası değiştirilemezdi?

Home Office’e göre, 1971 yasasında hiç bir değişiklik yapılmadı. Yapılan değişiklik adli süreçle ilgili olan 2002 göçmenlik yasasının 82(1) ve 84. bentlerinde yapılıyordu. Yani, Ankara Anlaşmasının ruhuna dokunulmuyor, sadece vizesi red edilenlere verilen mahkeme hakkı yerine yeni bir hak tanınıyordu: ADMINISTRATIVE REVIEW yani kararı gözden geçirme talebinde bulunma hakkı.

Ancak, işin garip tarifi, önceden bağımsız mahkemelerde görülen hak arama talebinin, şimdi bizzat bakanlık bünyesinde olan bir başka memurdan talep edilmesi. Bakanlık bünyesinde verilen bir kararın, çok açık hatalar içermediği sürece bir başka memur tarafından şimdiye kadar değiştirildiğinin görüldüğü söylenemez. Özellikle, İstanbul’daki vize birimindeki bazı memurların, sırf red vermek niyetiyle saçma nedenler öne sürdüğü ve bu nedenlerin aynen vize amirlerince de kabul gördüğü apaçık ortada iken, mağdur göçmenlerin haklarının nasıl aranacağı ciddi şüpheler taşıyacaktır.

Adalete güvenmeyen ve kendi adaletini kendisi oluşturan bir sisteme emanet edilen Ankara Anlaşması’nda hukukçuların rollerinin tartışmasız önem kazandığı apaçık ortada. Sanırım, bu hak ihlalini ortadan kaldırmak için, tek seçenek Judicial Review, yani yüksek mahkeme kararı ile bu uygulamanın iptal edilmesi yoluna gidilmesi. Bir kaç yüz bin sterline mal olacak olan bu hukuk sürecinde, Ankara Anlaşması ile İngiltere’de bulunanların birleşerek, aralarında toplayacakları parayla İçişleri Bakanlığı’nı dava etmeleri gerekecektir.

Ankara Anlaşmasında mahkeme hakkı kaldırılıyor mu?

Bir çok göçmenlik vize türündeki otomatik mahkeme hakkının geçtiğimiz Ekim ayında kaldırılmasından sonra, Ankara Anlaşması vizesinin akibetinin ne olacağı sorgulanmaya başlandı. Diğer vize türlerinde olduğu gibi, acaba Ankara Anlaşması vizelerinde de mahkeme hakkı kaldırılacak mı? Mahkeme hakkı kaldırılırsa ne tür sonuçlarla karşılaşılabilir?

İngiltere’deki meslektaşlarımdan da buna benzer sorular gelmekte. 26 Şubatta, İngiltere parlamentosunda kabul edilen değişikliklerle, 2002 Göçmenlik yasasına eklemeler yapıldı. Bu eklemelerden en önemlisi, Ankara Anlaşması vizelerine administrative review yani vize memurunun verdiği red kararının vize memurunun sıralı amirince incelenmesi hakkının verilmesi oldu. (358-d ve 361-b).

Administravive Review hakkının verilmesi, diğer vizelerde otomatik mahkeme hakkının son bulmasına neden olmuştu. Acaba, aynı durum Ankara Anlaşması vizesine de uygulanacak mı?

Tarafsız mahkemelerin yerine Administrative Review‘in uygulanmaya alınması, şüphesiz çok ciddi hak ihlallerine yol açacaktır. Zira, administrative review ile vize başvurusunu red eden bir memurun vermiş olduğu karar, bağımsız mahkemelerde değil, yine vize sistemi içinde yer alan ilgili vize memurunun amiri tarafından incelenecektir. Bu tabii ki, çok büyük ihtimalle vize memurunun verdiği kararı kabul eden bir başka karar ile sonuçlanacaktır ki, bu diğer vizelerde defalarca başımıza geldi. Ortada kuvvetli deliller olmasına rağmen, vize memurunun görmezden geldiği unsurlar, vize amirince de görülmedi veya görmezden gelindi.

Administrative Review‘de, ilk kararı veren vize memurunun çok açık bir hatası olmadığı sürece, başarılı bir sonuç alınamayacağı defalarca görüldüğü için, Ankara Anlaşması sahiplerine bir yararı dokunacağını hiç düşünmüyorum. Bağımsız mahkemelerde incelenmeyen vize red kararlarının, vize memurunun da dahil olduğu bir sistem tarafından incelenmesinde farklı bir sonucun olmayacağı kanısındayım. Bu nedenle, Ankara Anlaşmasında mahkeme hakkının iptal edilip, administrative review hakkının verilmesi, bana göre çok ciddi sonuçlar doğuracaktır. En önemlisi, Ankara Anlaşmasına başvuranların kaderi, vize memurlarının insafına terk edilmiş olacaktır. Keyfi kararlarıyla mimlenmiş bazı vize memurlarının, mantık dışı gerekçelerine itiraz edecek bir merci olmayacaktır.

Peki, gerçekten Ankara Anlaşmasına Administrative Review hakkının verilmesi, mahkeme yani Appeal hakkını ortadan kaldıracak mıdır?

Bence hayır. Ankara Anlaşması’nın en önemli kriteri, değiştirilemez olması ve 1973’te geçerli olan 1971 Göçmenlik yasasının baz alınmasıdır. Değiştirilemez ilkesi gereği, Ankara Anlaşması’nda mahkeme hakkının kaldırılacağını sanmıyorum. Peki, mahkeme hakkı kaldırılmayacaksa, neden Administrative Review hakkı tanınıyor?

Yanıt çok basit. Mahkemeye gitmeden önce, red kararının yeniden incelemesinin yolunun açılması ve bu şekilde, mahkemelerdeki iş yükünün hafifletilmesi. Zira, mahkeme önüne gelen vize red dosyalarında, vize memurlarının yaptıkları çok basit hatalar yüzünden, mahkeme hakimleri vize memurunun bağlı olduğu departmanı tazminata mahkum etmektedir. Bence Admistrative Review, vize memurunun red kararının yeniden incelenmesine olanak sağlayarak, içişleri bakanlığı mahkemelerde tazminat ödeme yükünden bir ölçüde kurtulmuş olacaktır.

Ancak şunu da belirtmeden geçemeyeceğim. Vize memurunun verdiği red kararının, vize memurunun sıralı amirince daha da güçlendirilmiş şekilde sonuçlanmayacağının bir garantisi yok. Bu nedenle, Ankara Anlaşmasına başvuru yapacak veya Ankara Anlaşması vizesinin uzatımını yapacak olanların, hazırlayacakları dosyalarda her zamankinden daha fazla zaman ayırmaları ve çok dikkatli başvuru yapmaları hayati önem taşıyacaktır.

 

İstanbul’daki vize memurlarına karşı kazanılan bir başka zafer daha!

İstanbul’daki İngiltere Başkonsolosluğunda görevli vize memurlarına karşı açtığım çok sayıda immigrationlawdavalardan biri daha 2 hafta önce sonuçlandı. Diğer davalarda olduğu gibi bu davayı da kazandım. Mahkeme hakimi, müvekkilimizi haklı bularak vizenin onaylanmasını emrederken, aynı zamanda mahkeme masraflarının müvekkilimize geri ödenmesine de karar verdi.

Hakimin kararına dayanarak İstanbul Başkonsolosluğu’na karşı tazminat davası da açabileceğiz. Çünkü, mahkeme kararında hakim, müvekkilimizin haksız ve gereksiz yere 2 yılı aşkın bir süreyle eşinden ayrı yaşamaya zorlandığını, Başkonsolosluk memurlarının ardı ardına hatalar yaparak, kolay olan süreci zorlaştırdıklarını ve anlamsız yere bir aile dramının yaşanmasına neden olduklarını belirtiyor.

Dava, Ankara Anlaşması ile İngiltere’de süresiz oturum izni sahibi olan müvekkilimizin, Türkiye’deki eşinin haksız ve yasa dışı olarak vize başvurularının red edilmesi ile ilgili.

Dava süreci, müvekkilimiz henüz Ankara Anlaşması ile İngiltere’de kaldığı dönemde, Ağustos 2012’de eşinin İstanbul Başkonsolosluğu’na yaptığı vize başvurusunun red edilmesi ile başladı. Vize red gerekçesi, müvekkilimizin Londra’da dil okulunda eğitim alması gerekiyor iken, İskoçya’da iş kurması ve yaptığı işin gerçek olduğunun şüpheli olması gibi sağlam temellerden yoksun ve varsayımlara dayanılarak oluşturulmuştu. Tabii müvekkilimiz, eşinin vizesinin red edilmesi üzerine dava açılması için firmamıza talimat verdi. Açtığımız dava, müvekkilimizin Ankara Anlaşması vizesinin bitmesine 2 gün kala sonuçlandı ve hakim, red gerekçesini iptal ederek, vizenin onaylanmasını emretti.

Hakimin yazılı kararı, İstanbul’daki Başkonsolosluğa ulaştığında, müvekkilimizin Ankara Anlaşması vizesi sona ermiş ve kendisi süresiz oturum izni için başvuruda bulunmuştu. Başkonsolosluk, müvekkilimizin geçerli vizesi olmadığı için, hakim kararına rağmen eşinin vizesini onaylamadı ve müvekkilimize süresiz oturum izni aldığında vizeyi vereceğini bildirdi.

Eylül 2013’te, yani, eşinin vize reddinden tam 1 yıl sonra müvekkilimiz süresiz oturum iznini aldı ve elçiliğe başvurarak eşinin vizesinin onaylanmasını istedi. Başkonsolosluk buna olumlu veya olumsuz hiç bir yanıt vermedi. Avukatları olarak, konsolosluğa 3 yazılı başvuruda bulunduk ve bu yazılarımıza da hiç bir yanıt verilmedi. Müvekkilimiz, İskoç Parlamentosu milletvekilini araya koyduğunda, İngiliz İçişleri Bakanlığu bu milletvekiline son derece kaba bir mektupla kendisini muhatap almadıklarını söylediler. Tabii, bir milletvekilini muhatap almadıklarını söylemeleri ve gerekçe vermemeleri üzerine ortalık biraz karıştı. İngiliz Dışişleri ve İçişleri Bakanları parlamentoda soru önergesi aldılar.

Müvekkilimiz, son çare olarak İngiliz parlamento milletvekilini devreye koydu ve işte bu aşamada, müvekkilimizin durumunun karmaşık olmasından dolayı henüz bir karar verilemediği ve karar verildiğinde müvekillimize yanıt verileceği Başkonsolosluk tarafından bir zahmet açıklandı. Bu arada, müvekkilimizin eşinin vize başvurusunun üzerinden 16 ay, mahkeme hakiminin kararının üzerinden 10 ay geçmişti ve halen daha ne kadar bekleneceği belli değildi.

Her avukatın elinde olan son silahı devreye almaktan başka çaremiz kalmamıştı. Judicial Review yani Türkiye’de Anayasa Mahkemesi diyebileceğimiz son mahkemede hem tazminat hem de görev davası açmaya karar verip ihtarname gönderdiğimizde, İstanbul Başkonsolosluğu vize amiri, yazılı olarak bize yanıt vermek zorunda kaldı. Müvekkilimizin artık Ankara Anlaşması vizesi olmadığı ve artık süresiz oturum izni sahini olduğu için eşine üzülerek Ankara Anlaşması yönetmeliği çerçevesinde vize veremeyeceklerini, aradan geçen sürede aile dramı yaşattıklarına üzüldüklerini, ancak yasalar çerçevesinde ellerinin bağlı olduğunu bildirdiler. Aylarca ne bize ne de müvekkilimize yanıt veremedikleri için de özür dilediler. Kısa bir özür, neredeyse boşanma aşamasına gelmiş karı kocanın acısına ne kadar merhem olabilir? Ayrıca, sorun daha çözülmemiş, belirsizlik devam ediyordu. Başkonsolosluk, müvekkilimize 2 seçenek sundu. Eşi, Ankara Anlaşması vizesi yerine, süresiz oturum izni sahiplerinin eşlerinin başvuracağı vizeye başvurması ya da bu kararlarının yeniden birinci düzey mahkemeye taşınması seçenekleri.

Bir türlü Başkonsolosluğa, yaptıkları işin yasa dışı olduğunu, doğrusunun mahkeme kararına uyup vizeyi onaylamaları gerektiğini anlatamadık. Başkonsolosluk gerekçe olarak, mahkeme kararını aldıklarında müvekkilimizin Ankara Anlaşması vizesinin sona erdiğini, süresiz oturum iznine başvurmuş olduğunu ve İngiltere’de yasal bir vizeyle bulunmadığını öne sürüyordu, ki bu doğru değildi. Yasalara göre, müvekkilimiz süresiz oturum iznine başvurduğunda, eski vizesi yani Ankara Anlaşması vizesi İçişleri Bakanlığı karar verene kadar geçerli kabul edilmekteydi. (Section 3C of the Immigration Act 1971).

Çok karmaşık değil mi? Büyük ihtimalle bir şey anlamadınız. Yalnız değilsiniz. Mahkeme hakimi ve hatta Bakanlık avukatı da anlamakta çok zorluk çektiler. Aslında çok kolay olan bir işlemin neden bu kadar uzadığına, işlerin neden bu kadar karıştırıldığına kimse bir anlam veremiyor. Önemli olan sonuç tabii. Duruşma sonrasında, Mahkeme hakimi, haksızlık yapıldığına hüküm ederek müvekkilimizin eşine Ankara Anlaşması vizesi altında eş vizesi verilmesini emretti.

Tabii, olayın temyiz aşaması var. Başkonsolosluğun, ardı ardına 2 mahkeme kararına rağmen, kararı temyiz edeceğini sanmıyorum. Ancak, o kadar yanlış kararlar veriliyor ve haksızlıklar yapılıyor ki, kararın kesinleşmesinden önce, temyiz yapıp yapmayacaklarını kestirmek çok zor.

Umarım, bu son mahkeme kararı, vize işlemlerinde Başkonsolosluğun yaptığı haksız uygulamalarda kendilerine çeki düzen vermelerinde vesile olur.

GÜNCELLEME: Yılbaşından hemen önce, HOME OFFICE avukatlarının (presenting officer unit) bulunduğu birimle yaptığım görüşmede, bu dava sonucuna itiraz etmeyeceklerini ve mahkeme kararını uygulayacaklarını öğrendim. Bir başka ifadeyle, İstanbul Vize Birimine karşı kazandığımız zafer, bizzat Home Office avukatlarınca da tescil edilmiş oldu ve müvekkilimize vize verilmesi kesinleşti.

Bir boyacının ve bir babanın mahkeme zaferleri

20140905_124307Geçtiğimiz hafta bazı iş arkadaşlarımla beraber, Londra’nın seçkin restoranlarından birinde son kazandığımız mahkeme kararlarını kutladık. İki farklı müvekkilimizin vize başvurularına İstanbul’daki vize başvuru merkezinin verdiği keyfi redlerin, İngiliz mahkemelerince iptal edilmesi, kutlamamızın esas nedenlerinden biriydi. Bizzat kendim hazırladığım mahkeme dosyaların, rekor düzeyde kısa süren duruşmalarla ardı ardına kabul edilmeleri, hepimizi haklı olarak çok mutlu etti. Hatta, mahkeme hakimlerinden birinin yazdığı gerekçeli kararda, hazırladığım dosyanın mükemmel olduğunun ve böylesine mükemmel bir dosyaya konsolosluğun red kararı vermesinin anlamsızlığının altı çizilmesi benim için bir başka mutluluk kaynağıydı.

Dosyalardan biri, badana ve boyacılık yapan sıradan bir inşaat ustasının Ankara Anlaşması vizesine yaptığı başvurunun red edilmesiyle ilgiliydi. Vize memuru, hayatı boyunce İngiltere’ye gelmemiş olan İnşaat ustası müvekkilimizin, Londra’daki semtlerin isimlerini bilmemesini ve daha önce kendi işini yapmamış olmasını, Ankara Anlaşması başvurusunda red gerekçesi olarak kullandı. Mahkeme hakimi ve hatta bakanlık avukatı, red gerekçelerine şaşkınlıklarını gizleyemediler. Zira, 1971 göçmenlik yasasında başvuranların daha önce kendi işyeri deneyimi olması zorunlu tutulmuyordu. Aynı zamanda (hazırladığım savunmada bahsedildiği üzere), bu doğanın mantığına da aykırıydı. Her işyeri sahibinin, ilk deneyimi kendi açtığı ilk işyeriydi. Eğer, işyeri açmak için, daha önce işyeri deneyimi olması zorunlu tutulsaydı, İngiltere’de hiç kimse kendi işyerini açamazdı, çünkü ilk deneyimden daha öncesinin olması metafizik kurallarını alt üst etmeden mümkün olamazdı.

İkinci dosya ise, İngiltere vatandaşı eşinin yanına gelmek üzere evlilik vizesine başvuran bir müvekkilimizle ilgiliydi. Müvekkilimizin, 15 ay önce evlilik vizesine yaptığı başvuru, 3 aylık beklemeden sonra, eksik evrak gerekçesi ile red edilmişti. Oysa eksik evrak yoktu. Vize memurunun müdürüne yaptığımız itiraz, resmi kanallar üzerinden yine vize müdürü tarafından aynı gerekçelerle geri çevrildi. İşin komik yani, vize müdürü, bize şu evraklar verildi diyerek, verilen tüm evrakları listeliyor ancak hemen ardından, kendi listesinde verildiğini kabul ettiği evrakların verilmediğini yineliyordu. Daha da komiği, (Vize memurum ve ben, verilen başvuruyu çok dikkatlice incedik, ve eksik evrak olduğu konusunda memuruma hak verdim) diyebiliyordu.

Vize müdürünün ve memurunun nasıl bir inceleme yaptığını bilmiyorum ama kesinlikle baştan savma olduğuna ve daha da ötesi görevlerini yapmadıklarına eminim. Evli bir çifti ve onların küçük çocuklarının geleceğini ilgilendiren bir konuyla, alay eder gibi ilgilenmelerinin ve 1 yılı aşkın süre çocuğunu babasından ve eşleri birbirlerinden ayrı yaşamaya zorlamalarının hiç bir gerekçe ile açıklanamayacak bir zulüm olduğunu düşünüyorum.

Olayı daha da komik kılan ise, vize müdürünün kendi hazırladığı savunmada, “bize verilen belgeler, hazırladığımız dosyada mahkemeye sunulmuştur.” diyerek, müvekkilimizin verdiği tüm evrakları (eksik olduğu iddia edilen evraklarla birlikle) mahkemeye göndermesiydi. Düşünebiliyor musunuz? Eksik evrak var deniliyor oysa eksik denilen evrak, vize memuru ve müdürünün savunma dosyasından çıkıyor. (Eğer evrak eksik ise, bu eksik evrağın senin dosyanda ne işi var peki?)

Vize memuru ve müdürünün içine düştüğü izandan yoksun komik durum, eminim Jim Carrey’in filmlerini aratmayacaktır. Mahkeme hakimi, hayatının en kolay davası ile karşılaştığını ve daha önce böyle komedi ile karşılaşmadığını kabul ederek, müvekkilimizin itirazını kabul etmiştir.

Sonuç ise, 15 aydan daha uzun bir süre babasından ayrı yaşamaya zorlanmış küçük bir çocuğun gözyaşları, eşinden ayrı tutulan bir annenin umitsizliği ve bir babanın dramı. Muhtemelen, mahkemenin emrini yerine getirip, vizeleri onaylarken, özür bile dilemeyeceklerdir. Yapılan hatanın hesabını kimse vermeyecek, olan yine masum insanlara olmaya devam edecek.