Ankara Anlaşmasında son güncelleme

Garth Coates Avukatlık firması yöneticisi Bay Garth Coates, Yüksek Mahkemenin 20 Mart 2017’de taraflara bildirdiği, Türk vatandaşlarına verilen Ankara Anlaşması vizesinde kalıcı oturum uygulamasına son veren kararına itiraz eden olmadığı için bu kararın kesinleştiğini, karar metninin Elektronik Göçmen Ağı (Electronic Immigration Network – EIN)’da yayınlanarak sektörde kullanıma açıldığını ve emsal teşkil ettiğini belirtiyor. Coates şöyle devam ediyor “Bu anlamda, İngiltere İçişleri Bakanlığı (Home Office), Mahkemenin kararını uygulamak zorundadır. Kararın uygulanamayacağını düşünmek bile tek başına İngiliz hukuk sistemini bilmemek anlamına geliyor”.

İngiltere İçişleri Bakanlığı’nın eski bir çalışanı olan Garth Coates, bakanlık bünyesinde başta POLICY MAKING TEAM olmak üzere üst düzey görevlerde bulunduktan sonra görev yaptığı dönemlerde edindiği tecrübelerini özel sektöre taşıdı. Göçmenlik sektöründe 30 yıla yaklaşan bir tecrübeye sahip olan Coates’a göre, bu karar hakkında Türk toplumundaki iyimser yaklaşım ve bazı avukat ve danışmanların yaptığı yorumlar, hukuki temelden yoksun. “İngiltere İçişleri Bakanlığı, kesinlikle Yüksek Mahkeme kararını uygulamak zorundadır” diyen Coates, “Bunun uygulanmaması asla düşünülemez ve sorumlular hesap vermek zorunda kalırlar” diyor.

Coates’a göre bu kararı durduracak iki şey var: İngiliz Parlamentosu’nun çıkaracağı bir yasa veya bir başka yüksek mahkemenin vereceği karar. Ancak parlamento böyle bir karar almayacağı için, oluşan duruma bir başka mahkemenin müdahil olup yürütmeyi durdurması için, birilerinin dava açması gerekiyor.

Ankara Anlaşması’nda olanların 4 yıllık süre sonunda ‘Discretionary leave to remain’ alarak, iş kurma izni ile (ve belki de çalışma izni de dahil edilerek) devam edebilmelerine olanak sağlanabileceğini belirten Coates, Ankara Anlaşması’nın İngiliz Göçmenlik Yasası (UK IMMIGRATION LAW) içinde yer almadığı için, TIER 1 vizesinde olanlar gibi, 5 yılda kalıcı oturum alabileceklerine pek ihtimal vermediğini, ancak bu durumda olanlara serbest çalışma iznini de içeren LTR (süreli oturum izni) verilebileceğini ve toplam 10 yıllık yasal kalıştan sonra kalıcı oturumun sağlanabileceğini tahmin ediyor.

Bir başka uzmanımız olan Simon Canter, İngiltere İçişleri Bakanlığı’nın kesinlikle bu kararı uygulayacağını, ancak yeni başvurulara mı, yoksa mevcut başvuruları da kapsayacak şekilde mi uygulanacağına dair bir fikir yürütmenin, spekülasyondan öteye gitmeyeceğini belirtiyor ve “Bunun için yeni yönetmelik beklenmeli” diyor. Canter, Home Office’in 2 ay içinde yeni yönetmelik hazırlayacağını da sözlerine ekliyor.

Firmanın AB göçmenlik hukuku uzmanı Tamer Ulay ve asistanları Avukatlar Nitish De Ramduny ve Leqa Al-Habib, Coates ve Canter ile aynı fikirde olduğunu, İngiltere İçişleri Bakanlığı’nın mahkeme kararını uygulayacağından kesinlikle emin olduklarını belirtiyorlar. Bunun aksini düşünmenin, “saflık veya fazla iyimserlik” ile açıklanamayacağını ve bunların bilgisizlikten dolayı yapıldığının altını çizerek, müvekkillerimizin doğru bilgi için firma avukatlarımız dışında verilen bilgilere itimat etmemelerini rica ediyorlar.

Önümüzdeki günlerde, bu blog sayfamızda konu ile ilgili uzmanlarımızın detaylı analizleri yayımlanacaktır.

Saygıyla duyurulur

Harici link:
Mahkeme Kararının Tam Metni: http://www.bailii.org/uk/cases/UKUT/IAC/2017/167.html

Ankara Anlaşmasında köklü değişikliklere neden olacak mahkeme kararı

Yukarıda, son iki blog yazımda paylaştığım Ankara Anlaşması ile ilgili olan mahkeme kararının sonuç kısmını veriyorum. Yukarıdaki görüntüyü net alamayanlar için, karar metninin yazılı hali aşağıdadır:

Order
39. First, I make an order quashing the impugned decision of the Secretary of State dated 23 September 2015. Second, I consider a declaratory order reflecting my conclusions in [34] – [37] above appropriate, in the following terms:

  1. The settlement in the UK of a migrant Turkish national who has exercised the right of establishment under the ECAA and their family members does not fall within the scope of the “stand-still clause” in Article 41(1) of the ECAA Additional Protocol as it is not necessary for the exercise of freedom of establishment under Article 13 of the ECAA;
  2. Where a Turkish national who exercised rights under the ECAA has been granted settlement in the UK the rights of such persons and his family members are not referable to or conferred by the ECAA or its Additional Protocol.

 

Ankara Anlaşması’nda çok kötü bir haber

İngiltere’de yaşayan milyonlarca yabancının yanısıra, onbinlerce Türk vatandaşının da kendi elleriyle besledikleri BREXIT şimdi başta kendilerine oy verenler ve İngiltere’deki yabancılar olmak üzere toplumun her kesimini vurmaya başladı. Avrupa Adalet Divan’ından imzayı çekmeyi dahi konuşan bir ülke haline geldi İngiltere. BREXIT’den cesaret alan aşırı sağ kesimler ülkede ırkçı ve yabancı düşmanlığı söylemlerine ve fiziksel tacizlere hız kattılar. Ülke, giderek aşırı sağ söylemlerden etkinmeye başladı.

BREXIT nedeniyle, Ankara Anlaşması vizesinin her an kaldırılabileceği bu günlerde, bir darbede İngiliz Yüksek Mahkemesi’nden geldi.

15 yıldan fazla süredir, Türk vatandaşları için İngiltere’de çok önemli yer tutan Ankara Anlaşması vizelerinde, 8 Mart’ta yüksek mahkemenin verdiği son karar, Türk toplumunda deprem etkisi yaratacak. Nisan ayı sonunda kamuoyuna açıklanan bu karara göre, Ankara Anlaşması vizelerinde, alışılagelen kurallar baştan sona değişecek, Ankara Anlaşması ile İngiltere’de bulunan binlerce Türk vatandaşının hayatı çok ciddi şekilde etkilenecek.

Nedeni ve nasılı açıklayarak zamanınızı daha fazla almayacağım ancak çok kısaca, mahkemenin verdiği kararlar neticesinde, artık Ankara Anlaşması vizelerinde KALICI OTURUM ALMAK söz konusu olamayacak!

Mahkeme hakimine göre, anlaşmanın imzalandığı 1963’ten bugüne, Türkiye anlaşmanın amacına hizmet edecek şekilde hiç bir ilerleme sağlayamadı. Hakim, Türkiye’nin AB üyesi olması bir yana, ayrıcalıklı bir ortaklık statüsüne dahi gelemediğini belirtiyor. Anlaşmanın esas nedeninin taraf ülkelerin ekonomilerine katkıda bulunacak ticari ve ekonomik girişimleri kolaylaştırmasını sağlamaya yönelik olmasına karşın, Ankara Anlaşması’nda iş kuranların büyük çoğunluğunun böyle bir ekonomik katkıda bulunmaktan çok uzak durduğunu ima ediyor. Bir başka ifadeyle, hakime göre düşük profilli iş yapanların oranı Ankara Anlaşmasında çok yüksek ve bu durum ülkelerin ekonomik gelişmesine katkı sağlamıyor, dolayısıyla (hakime göre) Ankara Anlaşması gereksiz bir prosedür haline geliyor.

1969 katma protokolünün iş kurmak isteyenlere zorlaştırıcı yeni yasaların getirilemeyeceği hükmünün var olmasına karşın, bu işleri kuranlara kalıcı oturum izni verilmesinin gerektirmediğini belirten hakim, İngiliz İçişleri Bakanlığı’na artık kalıcı oturum izni vermemesi konusunda yeşil ışık yakıyor. Aile bireylerinin ana başvurucu ile birlikte aynı haklardan yararlanamayacağına da hükmeden hakim, bu kişiler için ayrı bir göçmenlik kategorisi açılmasını emrediyor. (Kalıcı oturum izni almış ana başvurucunun aile bireyleri için).

Mahkemenin bu kararına neden olan dava, aslında Ankara Anlaşması altında eş vizesi üzerine açılan bir dava idi. Ancak, ne yazıkki, açılan bu dava, eş vizesi yerine tüm Ankara Anlaşması vizelerini kökünden etkileyecek bir karara neden oldu. Tabiri caiz ise, kaş yapayım derken, göz çıkartıldı. Daha da kötüsü, mahkeme kararına itiraz edilmedi ve Ankara Anlaşmasında olan herkesin olumsuz etkilenmesine neden olundu.

Bana göre, hakimin yorumu yanlış, politik ifadeler taşıyor, karar metni kötü hazırlanmış ve 1969 katma protokole uygun değil. Son 15 yıldır defalarca mahkemeler Ankara Anlaşmasına şekil vermişlerdi ancak şimdi tek bir hakim, biraz da politik kokan bir kararla, önceki tüm mahkeme ve adalet divanı kararlarını geçersiz kılacak bir karara imza attı. Bir tarafta tek bir hakim, diğer tarafta onlarca hakim. Birileri yanlış yorumluyor ise, bana göre yanlış yorumlayan bu hakim olabilir.

Oluşan bu haksızlığı önlemek için, bu mahkeme kararına karşı dava açılması kaçınılmaz görünüyür. Ancak, yıllardır Türk vatandaşlarını Ankara Anlaşması altında yapılan haksızlıklara karşı örgütlemeye çalışıp başaramayan biri olarak, ortak bir dava açılması ihtimalini uzak görüyorum. Yine de burada tekrarlamam gerekiyor. Ankara Anlaşmasında olanlar aralarında örgütlenemezler ise, bu mahkemenin verdiği kararın sonuçlarına da katlanmak zorunda kalacaklar. Durum gerçekten çok ciddi.

Mahkeme kararına, davayı açan avukatlık firması itiraz etmediği için, (maalesef), karar şu anda kesinleşmiş  durumda. Buna rağmen, Avrupa Adalet Divanı’na kadar giden hukuk yolu açık duruyor. Ankara Anlaşması vizesi ile İngiltere’de bulunanların aralarında acilen örgütlenmeleri ve karşı dava açmaları gerekiyor. (*1)

KİMLER ETKİLENECEK?

Ankara Anlaşması altında ilk vizesini 8 Mart 2013’ten sonra almış olanlar, henüz kalıcı oturum almamış olanlar, eş ve çocukları ile Ankara Anlaşması vizesiyle İngilterede kalanlar…. Bunlardan herhangi birinde olan herkes, maalesef bu mahkeme kararından etkilenecek.

BUNDAN SONRA NE OLACAK?

Şu anda İçişleri Bakanlığı, mahkeme kararına uygun olacak şekilde yönetmelik değişikliğine gidiyor. Yeni yönetmelik hazırlanana kadar tüm vize ve uzatım izni başvuruları dondurulmuş durumda. Özellikle, kalıcı oturum izninde olanlar hakkında karar verilmesi erteleniyor. Politik bir karar olmadığı taktirde, bakanlık mahkeme kararını uygulayacaktır.  Bakanlığın, mahkemenin verdiği kararın ne kadarını uygulayacağını, ancak hazırlanan yeni yönetmelik tamamlandığında görebileceğiz.

Eğer mahkeme kararı aynen uygulanır ise:

1- Ankara Anlaşmasında iş kuranlara artık kalıcı oturum izni verilmeyecek: İngiltere’de Ankara Anlaşmasında olup, henüz KALICI OTURUM İZNİ onaylanmamış olan HERKES (ister ilk yılında olsun ister son yılında, isterse de kalıcı oturum iznine hali hazırda başvurusunu yapmış ve karar bekliyor durumda olsun) artık KALICI OTURUM alamayacak. Bunlara muhtemelen 3 yıllık ek uzatım verilecek  ve ancak 10 yıllık yasal süreç sonunda kalıcı oturum alabilecekler.

2- Aile bireyleri Ankara Anlaşması’ndan eskiden olduğu gibi kolaylıkla yararlanamayacak: Her ne kadar, hakim kararın 29. maddesinde bu konuda olasılıkları zayıflatmış olsa da, Home Office, tezinde ısrarcı olabilir. Dolayısıyla, Aile bireylerinin ana başvurucu ile birlikte Ankara Anlaşmasından yararlanabilmeleri için, İngiltere’de ana başvurucu ile birlikte bulunamamaları durumunda, Ana Başvurucu’nun işinin olumsuz etkileneceğini ispatlamaları gerekebilir. (Düşük bir ihtimal)

3- Yeni başvurular, uzatım ve kalıcı oturum izni başvuruları bekletilecek: Bakanlık mahkeme kararını temel alan yeni yönetmelik hazırlayana kadar yapılan tüm yeni başvurular, uzatım başvuruları ve kalıcı oturum izni başvuruları bekletilecek. Buna Türkiyeden yapılan başvurular da dahil.

Şunu özellikle belirtmek isterim ki, verilen bu yüksek mahkeme kararı tavsiye niteliğinde. Hükümet bu kararı uygulamak zorunda değil. Politik gerekçeler ve Türkiye ile olan ilişkiler düşünülerek, Ankara Anlaşması hiç değiştirilmeden aynen korunabilir. Geçmiş yıllarda benzer bir mahkeme kararını, hükümet uygulamamıştı. (*2)

*1  İngiltere AB’den ayrılana kadar karar çıkmaz ise, Avrupa Adalet Divanı’na gitmek de bir çözüm olmayacaktır.

*2  Sadece Turist vizesinde olanların İngiltere içinden vizeye başvurmaya hakkı olduğunu, öğrencilerin ve diğer vize sahiplerinin başvuramayacaklarını bildiren bir mahkeme kararı, hükümetçe uygulanmamıştı.

Ankara Anlaşmasında adalet geç de olsa tecelli etti

Brexit süreci telaşıyla Ankara Anlaşması vizeleri kalktı kalkacak derken, İngiltere’de yüksek mahkeme Ankara Anlaşması vizelerinde çok önemli bir karar verdi. Ankara Anlaşması vizelerinin her an kalkabileceği bu günlerde, yüksek mahkemenin verdiği bu kararın ne kadar önemi olduğu bilinmez ama, en azından vizeler kaldırılana kadar, Ankara Anlaşması vizelerinde red alanların haklarını arayabilecekleri mahkeme kapısı yeniden aralandı demek yanlış olmayacaktır.

Hatırlayacağınız üzere, Nisan 2015’te İngiltere İçişleri Bakanlığı Ankara Anlaşması vizelerinde mahkeme hakkını kaldırarak, bunun yerine “idari inceleme” denilen bir mekanizmayı başlatmıştı. Bir başka ifadeyle, 2015’e kadar Ankara Anlaşması başvurusuna red alanlar, dosyalarını bağımsız mahkemelere taşıyıp, tarafsız yargıçlardan dosyaları hakkında karar verilmesini istiyorlardı. Dosyayı inceleyen yargıç, İçişleri Bakanlığı memurlarının verdiği kararları hükümsüz kılabiliyor ve direkt vizeyi verebiliyorlardı. Mahkemeye taşınan hemen her 10 dosyadan 6 veya 7’si, yargıç kararı ile vizeyi alabiliyordu.

Ancak Nisan 2015’te hükümet, tüm vize sisteminde mahkeme hakkını kaldırdığında, Ankara Anlaşmasını da kapsam içine aldı. Mahkeme hakkını kaldıran hükümet, sözde daha etkili olacağı iddiasıyla ‘idari inceleme’ adını verdiği ucube bir mekanizmayı uygulamaya aldı. Bu uygulama, bakanlık memurlarının verdiği red kararlarına bir başka memurun yeniden karar vermesi üzerine kuruluydu. Buna ucube diyorum çünkü, bir memurun verdiği red kararını, yine aynı birimde bulunan bir başka memurun farklı bir karar vereceğini umut etmek gereksiz iyimserlikten öteye gitmeyecekti. Gerçekten de, son 2 yılda, Birleşik Krallık vize sisteminde verilen 5000’in üzerindeki red kararında, sadece 3 red kararı yeniden incelemeyi yapan memurlarca değiştirildi. Yani, mahkemelerde yüzde 70’e varan başarı oranı, idari inceleme sisteminde onbinde 6’ya kadar düştü.

Son 2 yıldır, Türk vatandaşlarının başvurduğu Ankara Anlaşması vizelerinde mahkeme kararının kaldırılmasının yasa dışı olduğunu ve Ankara Anlaşmasının ruhuna aykırı olduğunu anlatmaktan yoruldum. Türk vatandaşlarının bir araya gelerek bakanlığa karşı ortak bir dava açmaları için bu forum sitesinde çok defa çağrılar yaptım. Tabii, sonuç benim için sürpriz olmadı. Çağrılarıma bir kaç kişi dışında geri dönen olmadı ama bu arada yüzlerce Türk vatandaşı, ehliyetsiz veya yeteneksiz danışmalar ve hatta hiç bir yetkisi olmayan merdiven altı firmalarla başvurdukları Ankara Anlaşmasında red aldı ve mahkeme hakkı olmadığı için İngiltere’den ayrılmak zorunda kaldılar.

Ancak vize başvurusuna red alan bir Türk vatandaşı, çok yüksek masraflar yaparak tek başına yüksek mahkemeye gitme cesaretinde bulundu ve yıllardır ısrarla söylediğim gibi tek başına davayı kazandı. Yüksek mahkemede kazanılan bu dava, Ankara Anlaşması davalarında emsal teşkil edecek ve hükümet temyiz etmediği sürece, tüm Türk vatandaşları bu karardan yararlanacaktır.

Tabii, BREXIT sürecinin başladığı bugünlerde, bu kararın ne kadar önemli olduğu da tartışılabilir. Hükümet, AB’den ayrılma kararı ile, her an Ankara Anlaşması vizelerini askıya alabilir. Bu anlamda Ankara Anlaşması vizelerine başvurmak isteyenlerin acele etmeleri gerektiğini tekrar hatırlatmak istiyorum.

NOT: Çalıştığım Garth Coates Avukatlık Ofisi, önümüzdeki hafta başında, 3-5 Nisan 2017 tarihleri arasında İstanbul’da Ankara Anlaşması, İngiliz ve AB vize sistemi, AB ülkelerinde konut alarak veya yatırım yaparak vatandaşlık sunan programlar, vize redlerine itiraz davaları ve tazminat talepleri konularında özel bire bir ücretli toplantılar düzenleyecek. Toplantılarda ben de olacağım ve müvekkillerimize AB göçmenlik hukuku ile Ankara Anlaşması vizelerini anlatma şansım olacak. Katılmak isteyenler için detaylı bilgi: www.vizesizdunya.com/events

Brexit süreci 29 Mart’ta resmen başlıyor

İngiltere Başbakanlık sözcüsü, bugün basın mensuplarına yaptığı açıklamada, Brexit sürecine resmen önümüzdeki hafta 29 Mart Çarşamba günü başlanacağını bildirdi. Başbakan Theresa May’in hazırladığı, İngiltere’nin Avrupa Birliği’nden resmen ayrılma isteğini bildiren resmi mektup, 29 Mart’ta AB Dönem Başkanı’na sunulacak ve İngiltere resmen AB’den ayrılık sürecine girmiş olacak.

İngiltere’nin AB’den ayrılık sürecine girmesi, beraberinde bir çok soruyu da getiriyor. Türk Vatandaşlarını en çok ilgilendiren konu Ankara Anlaşması’nın bu süreç içinde ne zaman sona ereceğidir. Kimilerine göre, Ankara Anlaşması vizesi 29 Mart’ta İngiltere’nin AB’den ayrılık sürecine başlaması ile sona erecek, kimilerine göre ise İngiltere, AB’den resmen ayrıldığı gün (yaklaşık 2 yıl sonra) sona erecek. Ankara Anlaşması’nın ne zaman sona ereceği kesin olarak belli değil ancak kesin olan, Ankara Anlaşması İngiltere açısından, en erken önümüzdeki hafta içinde, en geç ise 29 Mart 2019’da sona erecek. Bu konuda hiç kimsenin bir tereddütü yok.

Ankara Anlaşmasının ne olduğunu bilmeyenler, ortalıkta farklı iddialarda bulunuyor. 1963 Ankara Anlaşması ve sonrası katma değer protokulünü çok iyi bilen biri olarak bazı konulara açıklık getirmek istiyorum:

1- Ankara Anlaşması vizesinde, henüz kalıcı oturumu almamış olan herkes risk altındadır. İngiltere, AB’den ayrılmadan önce Ankara Anlaşmasını askıya alabilir.

2- Ankara Anlaşması askıya alındığında, yerine yeni bir anlaşmanın geleceğini iddia etmek hayal ürünüdür. İngiltere, yıllardır Ankara Anlaşması’ndan kurtulmanın yollarını arıyordu. Brexit, İngiltere’ye bu fırsatı verecek.

3- Ankara Anlaşması vizesine şu anda sahip olanların durumlarının ilerde ne olacağı belirsiz. Şu anda Ankara Anlaşmasına başvurup, vize almak, kazanılmış bir hak sağlamaz. Ankara Anlaşması ile İngiltere’de kalanların durumuna, ilerde İngiltere hükümeti karar verecektir. Muhtemelen, Ankara Anlaşması vizeleri askıya alınana kadar vizesini almış olanlara hakları tanınacaktır. Ancak, bu çantada keklik değildir. Hükümet, böyle bir hakkı vermek zorunda değildir.

Ankara Anlaşması’nın askıya alınmasından hiç bir şekilde etkilenmeyecek olanlar da var. Anlaşma askıya alınsın veya alınmasın, en az 200 bin sterlin sermayesi olanlar ve işyerinde en az iki İngiliz vatandaşını çalıştıranlar, Ankara Anlaşması sona erdiğinde, kolaylıkla TIER 1 Entrepreneur (girişimci) vizesine geçebilecekler. Bu anlamda, en az 200 bin sterlin  sermaye bulabilecek olanların endişe etmelerine gerek kalmıyor.

Yeterli sermaye bulamayacak olanların durumu ise, zaman içinde belli olacak.

Ankara Anlaşmasında hızla sona yaklaşılıyor

shutterstock_110701238İngiltere’nin Avrupa Birliği’nden ayrılmasının halk oylamasına sunulduğu geçtiğimiz Haziran ayından bugüne kadar atılmış adımların en ciddisi atıldı ve İngiltere Hükümeti, BREXIT olarak adlandırılan yasayı parlamentoya sundu. Bu girişim, şimdiye kadar hükümetin blöf yapmadığını ve gerçekten BREXIT’in işleme alınacağını yani İngiltere’nin AB’den ayrılacağını kesin olarak gösteriyor.

İngiltere’nin AB’den ayrılma girişimi, Türkiye ile AB arasında yapılmış bütün anlaşmaların İngiltere tarafından tanınmayacağı anlamına gelecektir. Bunlardan biri de, TC vatandaşlarının İngiltere’de iş kurma ve çalışmalarına olanak veren ECAA – Avrupa Topluluğu İşbirliği Anlaşması vizesidir.

Benim kişisel fikrim, İngiltere, AB’den ayrılma sürecine devam ederken, Ankara Anlaşmasını hiç beklemeden rafa kaldıracağı şeklinde. Zira, AB’den ayrılmayı düşünen bir ülkenin, AB’nin üçüncü ülkelerle yaptığı anlaşmaları tanımaya devam etmesini beklemek çok büyük iyimserlik olacaktır.

Bu düşüncemde haklı çıkar isem, Ankara Anlaşması en erken Mart ayı ortasında sonuçlanması beklenen parlamento onayından hemen sonra rafa kaldırılabilir.  Bu, Ankara Anlaşmasına başvurup, ileride kazanılmış hak iddia edebilmeyi düşünenler için sadece 1.5 ay kadar bir sürenin kaldığını gösteriyor. Bu süre, Ankara Anlaşması gibi çok ciddi dosya hazırlanması gereken bir vize türü için, son derece kısıtlı bir süredir.

Türkiye’nin içinde bulunduğu politik ve ekonomik durumdan dolayı, zaten artmış olan göçmenlik talebi, BREXIT tehlikesi nedeniyle daha da katlanarak büyümüş durumda. Eskiye göre neredeyse 10 katı daha fazla kişi Ankara Anlaşmasına başvuruyor ve bu durum, bizim gibi hukuk bürolarını kapasitelerinin üzerinde çalışmaya zorluyor. Bu doğal olarak, bizim firmamızın da aralarında olduğu bazı firmaları yakında yeni Ankara Anlaşması dosyası alamayacak duruma itecektir.

İlerde Ankara Anlaşmasına başvurmayı düşünenlere daha fazla zaman kaybetmeden, kendilerine bir hukuk firması bulup anlaşma yapmalarını öneriyorum. Aksi halde, Ankara Anlaşmasının sona ermesiyle birlikte, kendi hayalleri de kısa zamanda sona erebilir.

Ankara Anlaşmasında bir başka zafer

akGarth Coates Solicitors, Ankara Anlaşması vizelerinde önemli bir zafere daha imza attı. 2 küçük çocuklu bir Türk ailesinin bir yılı aşkın süredir yaşadığı kabus dolu karanlık süreç, Garth Coates Solicitors uzmanlarının ısrarlı çalışmaları sonucunda nihayet mutlulukla tamamlandı.

Ankara Anlaşması ile 4 yıllık süreç sonunda süresiz oturum izni başvurusu iyi hal kurallarına uymadığı gerekçesiyle, red edilen bir Türk ailesine, uzun yasal mücadele sonunda kalıcı oturum izinleri verildi.

Londra’da minicab işiyle uğraşan ve Ankara Anlaşması ile İngiltere’de ailesiyle birlikte yaşayan K.A, 16 Eylül 2015’te Londra’da faaliyet gösteren OISC üyesi bir aracı kuruluş üzerinden kalıcı oturum iznine başvuruyor. Bu başvuru 23 Şubat 2016’da, başvuranın iyi karakterli olmadığı ve İngiltere’de kalmasına müsaade edilemeyeceği gerekçesiyle red ediliyor.

Başvuranın iyi halli olmadığına dayanak ise, 1971 Göçmenlik Yasası HC510 Paragraf 4’de yer alan şu ifade oluyor:

‘In deciding these matters account is to be taken of all the relevant facts; the fact that the applicant satisfies the formal requirements of these rules for stay, or further stay, in the proposed capacity is not conclusive in his favour. It will, for example, be relevant whether the person has observed the time limit and conditions subject to which he was admitted; whether in the light of his character, conduct or associations it is undesirable to permit him to remain; whether he represents a danger to national security; or whether, if allowed to remain for the period for which he wishes to stay, he might not be returnable to another country.’

Yani, Ankara Anlaşmasına temel olan 1971 Göçmenlik Yasası’nın, başvuranın iyi hali, karakteri ve ilişkileri ülkede kalmasına uygun değilse, vize verilmez ibaresi başvurunun reddi için yeterli görülüyor.

Peki, başvuranın iyi halli olmadığına nasıl karar veriliyor? İçişleri Bakanlığı’nın Liverpool’deki eski Ankara Anlaşması ekibinde olan, verdiği muhteşem(!) kararlarla onlarca kişinin hayatını karartan meşhur memur, başvuranın iyi halli olmadığını şu şekilde özetliyor:

(Kısaca Türkçe meali) 2014 yılı Temmuz ayında bir defa kırmızı ışıkta geçtiniz ve bunu takip eden 2 hafta sonra hızı saatte 30 olan bir güzargahta 34 ile gittiniz. Bu eylemleriniz karşılığında size 210 Sterlin para cezası ve ehliyetinize 3 ceza puan verildi. Bu davranışınız, iyi halli olmadığınızın en belirgin göstergesidir. Ülkede, toplum için tehlike gösteriyorsunuz ve kalışınız uygun değildir. Bu nedenle, vize başvurusunuz red edilmiştir.

Yine aynı memur, red gerekçesinde bir başka nedene daha yer veriyor:

Vize başvuru formunda, iyi halinizle ilgili sorular olmasına rağmen, yukarıda sayılan trafik suçlarını belirtmemiş ve iyi halinize engel bir durumunuzun olmadığını işaretlemişsiniz. İçişleri Bakanlığı’na yalan beyanda bulunmanız ve gerçekleri saklamanız sizin iyi halli olmadığınızın bir başka nedenidir.

K.A. vize reddi sonrasında, vize başvurusunda aracılık rolü oynayan OISC üyesi olan firmanın Avukatlık firması olmaması ve mahkemeye gitmeye yetkili olmamaları nedeniyle, hukuki destek için Garth Coates Solicitors firmasını yetkilendiriyor.

Yüksek mahkemeye gitmek için yeterli nedenlerin oluştuğuna ikna oluyoruz. Bunun nedenleri ise:

1- Ankara Anlaşması başvuru formunda, iyi hale engel nedenlerin listelenmesi istenirken, “ehliyete ceza puanı verilen trafik suçlarını belirtmeniz gerekmiyor” diyor. Bu bir başka ifade ile, K.A. başvuru formunda bu bilgileri vermiyor çünkü bizzat bakanlığın hazırladığı başvuru formu, trafik suçlarını vermeyin diyor. Bu durum, red kararını veren memurun, kendi çalıştığı kurumun hazırladığı başvuru formunda yazılanlardan bi-haber olduğunu gösteriyor.

2- Memur sadece formdan bi-haber değil, aynı zamanda kötü niyetli. Çünkü, isnat edilen suçların toplumun neredeyse tamamı tarafından işlendiğinden habersiz. Tanrı aşkına söyler misiniz? Ömrü boyunca hiç bir trafik suçu işlememiş aramızda kaç kişi vardır? Bu durumu, kötü karakter olarak kabul eden memurun kendisi, hiç trafik suçu işlemediğini söyleyebilecek midir?

K.A’nın kalıcı oturum izni red edildiği için, hakkında ailesiyle birlikte sınır dışı edilme kararı da veriliyor. Bu durumda ilk önceliğimiz, sınır dışı edilme işlemini durdurup, mevcut yasal zeminde atılması gereken adımların tek tek atılması oluyor. Öncelikle, İdari İnceleme (Administrative Review) talep ediliyor. Administrative Review için yapılan başvuru, aynı bakanlık biriminde farklı bir memur tarafından incenip red ediliyor. Bu bizi şaşırtmıyor tabii, çünkü bugüne kadar yapılan üç binin üzerinde Administrative Review başvurularında sadece iki tanesinin -çok belirgin hatalı kararlar olması nedeniyle- kabul edildiğini herkes biliyor.

Adminisrative Review reddinden sonra, yüksek mahkemeye gidileceği ihtarname ile bakanlığa iletiliyor. (Pre-Action Protocol). Bu ihtarnameye bakanlığın üst düzey bir başka memuru bakıyor ve kısaca yine Türkçe meali ile şu yanıtı veriyor:

Bakanlık memurumuz dosyayı incelerken başvuru formunda trafik suçlarının belirtilmesinin zorunlu olmadığını atlamış. Burada maddi bir hata yapmış. Ancak bu genel sonucu değiştirmiyor. Müvekkiliniz, müteaddit defalar trafik suçu işlediği için iyi karakterli olmadığıyla ilgili, memur tarafından verilen karar doğrudur. Suç suçtur ve bu da genel sonucu değiştirmeyecektir. 

Yukarıda Türkçeye çevirdiğim ‘müteaddit’ kelimesi, İngilizce ‘Numerous’ olarak belirtilmiş. Şaşkınlıkla acaba biz mi yanlış düşünüyoruz diyerek, ihtarnamemize yanıt veren üst düzey memurun ne demek istediğini OXFORD sözlüğünden araştırıyoruz. ‘Numerous’ kelimesini Oxford sözlüğü şu şekilde ifade ediyor:

1. 
very many; being or existing in great quantity:
numerous visits; numerous fish.
2.
consisting of or comprising a great number of units or individuals:
Recent audiences have been more numerous.

Oxford sözlüğüne göre Numerous kelimesi, sayısız defa, çok sayıda veya büyük miktarda anlamına geliyor. Sadece 2 defa trafik suçu işlemiş birine, ingilizce kelime karşılığı olarak Numerous kelimesini yakıştırmak, çok sayıda trafik suçu işlendiğini iddia etmek olur ki, bu baştan kabul edilemez bir durumdur. Zira, iki defa işlenmiş trafik suçu belki ingilizce olarak double, twice veya bilemediniz a few times olarak söylenebilir ancak numerous demek abartmanın da ötesinde bir şey olur.

İhtarnamemize alınan bu yanıttan sonra, yüksek mahkemede dava açılmasına karar veriyoruz. İki aylık yasal yanıt verme süresinin son gününde, İçişleri Bakanlığı, davayı kaybedeceklerini anlamış olsa gerek, geri adım atıyor ve ‘bu durumu dava görülmeden kendi aramızda anlaşma ile çözümleme‘ teklifinde bulunuyor. Bu şu demek oluyor: “Siz davadan geri adım atın, biz de vize başvurusunu yeniden inceleyelim

Ancak bizim amacımız, K.A. nın yaptığı vize başvurusunun Bakanlıkça yeniden incelemesini sağlamak değil. Çünkü, yeniden inceleme sonrasında, K.A.nın başvurusuna  farklı gerekçelerle red verilmeyeceğinin bir garantisi yok. Yeniden red verilmesi, aynı uzun işlemlerin yeniden başlaması anlamına gelir ki bu durum, müvekkilimizin adeta intihar etmesine çanak tutmak olur. Bakanlıktan yeniden inceleme değil, müvekkilimize kalıcı oturum izninin verileceğinin garanti edilmesini istiyoruz.

Bakanlık Avukatları, müvekkilimize kalıcı oturum izni verilmeden davadan vazgeçmeyeceğimizi anladıklarında, pazarlıklar başlıyor. Bize son olarak, verilen bu yanlış karar için tazminat ödemeyi ve kararı 12 hafta içinde yeniden gözden geçirmeyi öneriyorlar. Tazminat ile birlikte gelen bu öneriyi tek bir şartla kabul ediyoruz: Hem tazminat ödenmesi hem de 12 değil, 6 hafta içinde yeni bir karar verilmesi. Bu teklifimiz, Bakanlık avukatları tarafından kabul edildiğinde, davayı geri çekiyoruz ve 6 haftalık süreyi beklemeye başlıyoruz.

Sadece 13 aydır vizesine sonuç almak için bekleyen K.A. değil, tüm Garth Coates ekibi de heyecanla bir türlü bitmeyen bu 6 haftayı beklemeye başlıyor. Bir türlü bitmeyecek gibi olan bu 6 haftanın dolmasına sadece bir kaç gün kala, bakanlık hiç bir özür yazısı bile yazmadan müvekkilimizin kalıcı oturum kartlarını kurye ile tarafımıza iletiyor. Kartlar elimize ulaştığında, tüm ekibimin birbirine sarıldığını ve bazılarının sevinç gözyaşı döktüğünü itiraf etmem gerekiyor.

Bakanlığa karşı kazandığımız bu sessiz zaferin elbette bir nedeni var. Yıllardır insanlarımız haksız ve mantıksız gerekçelerle red edildiklerinde, seslerini çıkarmadan bir köşeye çekiliyordu. Bu, kendilerini yasaların üstünde gören, dokunulmaz olduklarını düşünen, bazı bakanlık memurlarına karşı kazanılmış büyük bir zafer bence. Oturum kartlarını elimize aldığımızda, duyduğumuz olağanüstü sevincin de bir nedeni var. 13 aydır karanlıkla boğuşan, vizesi olmadığı için çalışamayan, çalışamadığı için evine haciz gelen ve çocuklarını doyuramayan K.A. ve ailesinin yaşadığı korkunç dram. Memleketinden uzakta, yapayalnız bir baba K.A. Tek amacı dürüstçe çalışıp eşine ve çocuklarına ekmek parası kazanmak. Ama günlerden bir gün, mantıktan yoksun tecrübesiz ve acımasız bir memurun verdiği anlamsız bir kararla hayatı kararıyor. Bütün pasaportlarına el konulduğu ve sınır dışı edilme işlemine başlandığı için K.A. ve ailesi, Türkiye’ye döndüklerinde, mahkemeyi kazansalar dahi geri gelemeyecekler. K.A’nın eşi, kanser hastası olan babasının vefat ettiğini öğrendiğinde, çaresizlik içinde 2 küçük çocuğunu İngiltere’de bırakarak Türkiye’ye babasının cenazesine katılmak üzere geri dönüyor. Babasının cenazesinden sonra, vizesi olmadığı için İngiltere’ye geri gelemiyor ve çocuklar annelerinden uzak, aç ve çaresiz aylarca İngiltere’de beklemek zorunda kalıyorlar.

K.A., eşi ve çocuklarının yaşadığı dram, burada anlatılacak kadar az değil. Bu nedenle, tüm ekibimiz büyük bir zafer kazanmanın onurundan dolayı değil, K.A. ve ailesinin yeniden bir araya gelmesinden dolayı sevinç gözyaşı döktü.

Bakanlık memurlarının, hukuk, mantık ve vicdan dışı kararlarına, hukukun üstünlüğü ilkesinde her zaman gerekli yanıtlar veriliyor. Ancak unutulmaması gereken bir konu daha var. Gerçekten hukukun üstünlüğüne inanan, vicdanına ve yasalara göre adil kararlar veren Bakanlık memurlarının sayısı hiç de azımsanacak düzeyde değil. Defalarca bunun örneklerini yaşamaktayım ve buradan gönlü ve vicdanı hür tüm bakanlık memurlarına saygı ve selamlarımı sunmak istiyorum. Aralarından çıkan bir kaç acımasız örnek, çoğunlukta olanların vicdanlarını elbette lekelememelidir.

Bakanlığa karşı kazandığımız bu zafer’in üzüldüğüm tek yanı ise, bunun mahkeme kararı ile değil de bir anlaşma ile olması. Mahkeme kararı olsaydı, bu karar, benzer red gerekçeleri için emsal teşkil edecekti. Bu anlaşma, maalesef, ilerde benzer yanlış kararların verilmesini önlemeyecektir ancak mücadeleden vazgeçilmemesi için iyi bir örnek olacaktır.

Ankara Anlaşmasında bekleme süresi 6 ayı geçti

YaziEylül ayındaki blog yazımda, İçişleri Bakanlığı görevlilerinin İngiltere’den yapılan başvuruların incelenmesini 6 haftada  tamamlayacaklarına dair söz verdiklerinden bahsetmiş, ancak ilerleyen haftalarda, bu sözü doğrulayacak işaretleri bulamadığımı belirten yeni bir blog yazısı yayınlamıştım. Gerçekten de, Mayıs ayı içinde İngiltere’den Ankara Anlaşmasına başvuru yapanların halen var olduğunu düşünürsek, bekleme süresinin -en azından bazı başvuranlar için- bakanlığın kendi hedef limiti olan 6 ayı geçtiği gerçeğiyle karşı karşıya kalıyoruz.

Önümüzdeki Noel tatili ve yeni yıl arasını da düşündüğümüzde, korkarım ki, bekleme süresi 8 ayı zorlayacak gibi görünüyor.

Gecikmeye neden olarak, sadece bir memurun dosyalara bakması gösterilebilir. Bu memurun, günde 2-3 dosya inceleyip karar verdiğini ancak bir günde ortalama 5 yeni başvuru yapıldığını düşünürsek, Ankara Anlaşması dosyalarına bakan memur sayısı arttırılmadığı sürece, bekleme süresinin giderek artacağını belirtmek yanlış olmayacaktır.

İngiltere’den Ankara Anlaşmasına başvuranların, 6 ay gibi bir süre beklemelerinden kaynaklanan bazı huzursuzluklar da olmuyor değil. Bazı başvuranlar kendi danışman veya avukatlarına artık güvenmediklerini dile getirmeye başladılar bile. İtiraf etmem gerekir ki, bu kadar uzun süre beklemiş olsam, sanırım ben de aynı şüpheleri taşırdım. Ancak, işin içinde bizzat olan biri olarak, bu bekleme sürecinde danışman ve avukatların yapabilecekleri herhangi zorlayıcı olanak olmadığını belirtmem gerekiyor. Tabii, bütün Ankara Anlaşması başvurucularının bir araya gelip, kabul edilebilir bekleme sınırlarının çok üstünde bekletilmeye zorlandıklarını ifade ederek, yüksek mahkemeye başvurmaları iyi bir seçenek olacaktır. Ancak, Türklerin bu tür zorluklarda örgütlenip, toplu hareket etmelerini yıllardır sağlayamayan biri olarak, bunun çok uzak bir ihtimal olduğunu belirtmem gerekiyor. Hemen her başvuran, grup hareket etme yerine, kendi çıkarını ön plana aldığı için, binlerce kişi içinde toplu dava açmaya yanaşacak 10 kişiyi bulmak bile mucize olacaktır.

Belki de, Türklerin bu dağınık ve organize olmayı beceremeyen özelliklerini bildiklerinden, İçişleri Bakanlığı görevlileri de ellerinden geldiğince dosyaları ağırdan alarak inceleme yoluna gitmeyi tercih ediyorlar. Nasılsa, kendilerine bu gereksiz beklemenin nedenini sorgulayacak birileri olmayacak. Belki de bu şekilde, insanları uzunca bir süre bekleterek, başvurularını geri çekmelerini sağlamak istiyorlar.

Gerçekten de geçtiğimiz hafta içinde arayan bir müvekkilimiz bana, “karar vereceklerse versinler, vermeyeceklerse başvurumu geri çekeceğim” demişti. Bu şekilde yaklaşarak, İçişleri Bakanlığı görevlilerinin “lütfen başvurunu çekme, biraz bize zaman ver, herşeyi zamanla yoluna koyacağız” diyeceklerini ümit ediyor olabilir, ancak bakanlık özür dilemek yerine hemen dosyayı ve sınır dışı edilme yazısını hazırlayacağına şüphe edilmemelidir.

Şu anda, başvurular tamamen durmuş değil, ancak çok ağır ilerliyor. Günde en fazla 2-3 dosyanın sonuçlanması, bekleme süresinin daha da uzayacağı anlamına geliyor ki, bu durumda belki Ankara Anlaşmasına başvuracakların Türkiye’den başvuru alternatifini düşünmelerinde yarar olacaktır. Zira, Türkiye’den yapılan başvurularda ortalama bekleme süresi sadece 2-3 hafta.

Herşeye karşın, İçişleri Bakanlığı’nın Ankara Anlaşmasına bakan birimi, yeni memurlarla takviye edeceğine dair ümitlerimi yitirmiş değilim. Bu satırları yazdığım anda bile, yeni memurların işbaşı yapmış ve dosyalara bakmaya başlamış olabileceklerini veya her an böyle bir olasılığın söz konusu olduğunu belirtmem gerekiyor.

Ankara Anlaşmasında Son Durum – Ekim 2016

YaziUzun zamandır forum sayfalarından ayrı kalmamın nedeni, tahmin edeceğiniz üzere, Brexit süreci ve Türkiye’deki darbe girişimi nedeniyle olağanüstü yoğunlukta artan iş yükümüz. Neredeyse hafta sonları dahil her gün en az 12 saat çalışıyoruz ve müvekkillerimizin dosyalarını sorunsuz tamamlamaya çalışıyoruz.

Tabii bu arada, vize başvurularına red alıp, dava açmak üzere firmamıza gelenlerin yarattığı ek dosya yükü de göz ardı edilmemeli.

Artan iş yükümüzdeki en belirgin nedenlerden biri de, gerek İngiliz konsolosluklarının gerekse de İçişleri Bakanlığı’ndaki memurların, Brexit sürecinde başvuruları zorlaştırma gayretleri içinde olmaları. En önemli red gerekçesi, tahmin edileceği gibi ‘İş Planı yetersizliği’ üzerine yoğunlaşıyor. Bu nedenle, iş planlarının hazırlanmasında dışarıdan uzman ekonomist ve bankacılardan da yararlanmaya başladık. 10 punto karakterlerle, şekil ve şema olmadan en az 20 sayfa tutan iş planını okumak dahi en az yarım gün alıyor, yazılmasının ne kadar süreceğini artık siz tahmin edin. İş planı yazımındaki bu ekstra zaman kaybı, iş yükümüzde çok ciddi yoğunluğa ve dosyaların hazırlanmasında küçük gecikmelere neden oluyor, ancak eskiye göre memurların bahane bulmakta zorlanacakları daha profesyonel dosyalar hazırlanıyor.

Son blog yazımdan bugüne geçen süreçte, aslında Ankara Anlaşması dosyalarında değişen belirgin bir durum yok. İçişleri Bakanlığı’nda görüştüğüm memurlar, 17 Ekim itibarıyla dosyaları yeniden incelemeye aldıklarını belirtselerde, ben tek tük incelenen dosyalar dışında belirgin bir değişiklik göremiyorum. Ancak bazı meslektaşlarım, bir hareketlenmenin olduğunu ifade ediyorlar.

Bakanlık memurlarına göre, şu anda Haziran ayının 3. haftasında yapılmış dosyalar inceleniyor. Acil inceleme talebinde bulunduğum bazı müvekkillerime olumlu dönüşler aldım. Bunlar Ağustos ve Eylül ayında yapılan başvurular idi.

Ankara Anlaşması’na danışman aracılığıyla veya kendi başına başvurup red almış 3 müvekkilimiz için dava süreci kısmen tamamlandı. Bunlardan biri olumlu sonuçlandı, diğer ikisi de olumlu sonuçlanmak üzere. Daha geniş bir zaman bulduğumda, red gerekçeleri ve dava sürecinde yaşananları da sizlerle paylaşacağım.

Ankara Anlaşması eş vizelerinde karar açıklanıyor

shutterstock_98814044Ankara Anlaşması eş vizesi ile İngiltere’de bulunanların, son 2 yıldır karşılaştığı sorunların çözümünde nihayet sona yaklaşılıyor. Yüksek mahkemenin bu vizelerde eşlerin durumu ile ilgili kararını bu ay içinde vermesi ve yıl sonuna kadar da bakanlığın bu kararı uygulaması bekleniyor.

2014 den bugüne, Ankara Anlaşması’da eşlerin süresiz oturum izni alabilmeleri için, başvurudan önce 2 yıl İngiltere’de eş vizesi ile kalıyor olmaları isteniyor. Ankara Anlaşmasının temeli olarak görülen 1971 göçmenlik yasasında bu tür bir kural olmamasına rağmen, bakanlığın böyle bir kural varmış gibi davranması, İngiltere’de Ankara Anlaşması eş vizesi ile bulunan yüzlerce kişinin mağduriyetine neden olmaya devam ediyor.

Yüksek mahkemede bekleyen benim de benzer bir dosyam olmasından dolayı, İçişleri Bakanlığının avukatlarıyla defalarca bu konuda görüşmelerim oldu. Onlara, 1971 yasasında böyle bir durumun söz konusu olmamasına rağmen neden ısrarla 2 yıl kuralını istediklerini sorduğumda, Ankara Anlaşması ile İngiltere’de kalanların Avrupa Birliği vatandaşlarından daha iyi şartlara sahip olmalarının mantıkla açıklanamayacağını ve bunun eşitlik ilkesine aykırı olduğunu söylüyorlar. Evet, bir Avrupa Birliği vatandaşı İngiltere’de kalıcı oturuma hak kazanabilmek için 5 yıl beklemek zorunda, bu doğru. Ancak, yasa yasadır. Kendi mantık kurallarınıza göre yasayı yönlendiremezsiniz. Eğer yasa, Türk Vatandaşlarına böyle bir hakkı veriyor ise; bakanlığın yapması gereken tek şey, yasayı kendi kafalarına göre yorumlamak yerine, yasanın gereklerini yerine getirmesidir.

Aylarca bakanlık ile süregelen bu tartışmaya nihayet Yüksek Mahkeme son noktayı koyacak. Eş vizesi ile İngiltere’de bulunanların biraz daha sabretmelerini rica ediyorum. Bu davanın, kendileri lehine sonuçlanacağına benim bir şüphem yok, yeterki davayı yürüten mahkeme savunmanları (Barrister), ev ödevlerine iyi çalışsınlar.

Yüksek mahkeme, bu davayı yürüten firmanın savunmalarının hataları sonucu bu davayı geri çevirirse, sırada benim dosyam bekliyor. Biz, ev ödevimizi çok iyi yapmış hazır durumda bekliyoruz ve davayı kazanacağımıza hiç bir şüphemiz yok.