İki farklı dava, iki farklı yargıç ve iki farklı yaklaşım

Vizesiz Dünya tarafından tarihinde yayınlandı

Yargıçlık, aynen hekimlik gibi çok kutsal bir meslektir. İnsanların adalete olan inançlarını temsil ederler. Tarafsız olmalıdırlar. Mazlumdan yana tavır takınmalıdırlar. Herşeyden önemlisi, adil ve dürüst olmalıdırlar.benzer dosyalar

Biri bu hafta diğeri önceki hafta olmak üzere, girdiğim 2 önemli duruşma, yargıçların adil olmalarına neden çok ihtiyaç duyduğumuzu bir kez daha teyit etti. Bu duruşmalara bakan yargıçların takındığı tutumlar, davaların gidişatını tamamen değiştirdi. Biri, açıkça içişleri bakanlığı’nın yanında durduğunu belli ederken, diğeri, tamamıyla gerçek bir yargıçta olması gerektiği gibi, tarafsız bir görünüm takındı, hatta mağdur edildiği için müvekkilimden yana tavır koydu.
İlk duruşma, Türkıye’den Ankara Anlaşmasına başvurup, başvurusu red edilen bir müvekkilimizle ilgiliydi. İngiltere’nin İstanbul başkonsolosluğu’nun müvekkilimize verdiği red, kararı bizim için sürpriz olmamıştı, zira sermayesi az basit işler için konsolosluğun red yönünde tavır takındığı bilinen bir gerçek. Müvekkilimiz, çok düşük bir sermaye ile İngiltere’de boya badana işi yapmak üzere Ankara Anlaşmasına başvurdu ve tabii sürpriz olmayacak şekilde başvurusu red edildi.

Müvekkilimizin duruşması, 2 hafta önce yapıldı. Asistanımla birlikte savunmamızı o kadar iyi hazırlamıştık ki, ilk celsede davayı kazanacağımıza emin bir şekilde duruşmaya girdik. Ama hiç beklemediğimiz şekilde, olaylar gelişti.

Davaya bakan yargıç, bizim savunmamıza hiç bakmadan, İstanbul’daki konsolosluktan gelen dosyada bir belgenin eksik olduğunu belirterek davayı erteledi. Eksik olan belge, müvekkilimizin vize mülakat tutanağında, 15. ile 33. soruların olduğu bir sayfa. Bu sayfa, ya kasıtlı ya da bilmeden Başkonsolosluk tarafından atlanmış. Yargıç, bu eksik sayfayı neden İstanbul’dan istemediğimizi sordu. Şaşırtıcı bir soru, zira, bu bize değil, mahkemede hazır bulunan, bakanlık avukatına sorulması gerekiyordu. Onların savunmalarını takip etmenin bizim değil, bizzat bakanlığın sorumluluğunda olduğunu, meslek hayatına yeni girmiş acemi avukatlar bile biliyor. Sorunun muhatabının, biz değil, karşı taraf olduğunu belirtmemize rağmen, yargıç ısrarla bundan bizi sorumlu tuttu ve davayı eksik sayfanın temini için 2 ay sonrasına erteledi.

Davanın seyrini etkileyecek bu tutumuyla yargıcın kesinlikle bakanlık tarafında olduğunu ve göçmenlik davalarında leyhte pek karar vermediğini anlamış olmalısınız. Ancak yine de, tüm hukuk kurallarını alt üst edecek şekilde, karşı tarafın savunmasını da bizim takip etmemiz gerektiğini bu yargıçtan öğrenmiş (!) oldum. İlgilenenler için not: Taraflar kendi savunma içeriklerinden sorumludur. Eksik savunma içerikleri, davaya kadar temin edilmemişse, yargıçlar bu eksik içerikle davayı görürler.  Örnek dava: Rule 13 of the 2005 Procedure Rules and MH (Respondent’s bundle: documents not provided) Pakistan [2010] UKUT 168 (IAC).

Davanın iki ay sonrasına ertelenmesinin pek önemli olmadığı, sonuçta kazanılacak davanın 2 ay sonrasında yine kazanılabileceği ve yargıcın bu tutumu ile karşı tarafı da düşünerek adil bir karar verdiği söylenebilir. Davanın 2 ay sonra kazanılacağı doğru ancak, yargıcın adil bir karar verdiğini söylemek pek mümkün değil. Zira, eksik belge bakanlık dosyasında değil de, bizim dosyamızda olsaydı, acaba yargıç aynı adil(!) kararı bizim için de verecek miydi? Pek sanmıyorum.

Aynı zamanda, eğer yargıç bizim savunma dosyasının ilk 2 sayfasını okumak için 10 dakikasını ayırsaydı, karşı taraftaki eksik belgenin önemli olmadığını, davanın açıkça müvekkilimiz lehine sonuçlanacağını görecekti. Bunu yapmayıp, davanın içeriğini bile incelemeden karşı tarafı savunacak şekilde karar vermesi, müvekkilimizin hakkının gasp edilmesi anlamına geliyor. Zira, söz konusu olan sadece iki aylık bir gecikme değil. Müvekkilimiz gereksiz yere yeniden mahkemede temsil edilmek üzere avukatlık parası ödemek zorunda kalacak. Müvekkilimizin uzaktan yakından ilgisi olmadığı bir konuda, kendisine red veren makamın (İstanbul’daki İngiltere Başkonsolosluğu) hatası yüzünden ekstra para ödemesi ne kadar adil olacaktır?

Bu davayı takip eden hafta, farklı bir davaya bakan başka bir hakimin verdiği karar, bozulan morallerin yerine gelmesini sağladı.

Söz konusu dava, akıllara ziyan veren ilginç kararları içerdiği için, tamamen ayrı bir blog yazısına konu olacak öneme sahip. Zira, Ankara Anlaşması ile ilgilenenlerin her an karşılaşabileceği kötü kararlardan biri, davayı açan müvekkilimizin başına geldi. Ancak, kısaca, haksız yere ve saçma gerekçelerle Ankara Anlaşması vize başvurusu İçişleri Bakanlığı tarafından red edilen müvekkilimizin itiraz başvurusu birinci düzey (First Tier Tribunal) mahkemede de red ediliyor. Müvekkilimizin yaptığı temyiz mahkemesine başvuru isteği, dosyaya bakan bir başka mahkemece yine aynı gerekçelerle red ediliyor. Bakanlıktan sonra 2 farklı mahkemeden de benzer nedenlerle red alan dosya, doğrudan üst mahkemeye taşınıyor. Üst mahkeme (Upper Tribunal) yargıcı, ilk mahkenin (first tier) hatalı karar vermiş olabileceğine hükmederek, hatalı kararın verilip verilmediğinin detaylı tespiti için, üst mahkemede davanın görülmesine izin veriyor.

Duruşma günü, müvekkilimiz ve ben davada hazır bulunduk. Mahkeme hakimi, daha ilk dakikadan itibaren, davaya adil bir şekilde bakacağı yönünde izlenim uyandırdı. Dava, öncelikle ilk iki mahkemede yargıçların hata yapıp yapmadıkları konusunu inceledi. Mahkeme yargıcı, bakanlık vize memurunun savunmasını ve red gerekçelerini okuduktan sonra, bizim savunmamıza göz attı. Daha sonra, önceki iki mahkeme yargıcının red kararlarını okudu. Ancak, yargıç, önceki yargıçların kararlarını neye dayanarak ve nasıl aldıklarını anlamadığını, çünkü kararda sözü edilen hususların, ya dava ile ilişkisinin olmadığını ya da bizim savunmamızda yer alan hususlar olduğunun altını çizdi. Ayrıca, önceki yargıçların kararlarında bazı hususları anlayamadığını belirterek, bu hususları bizim anlayıp anlamadığımızı sordu. Biz de, yargıçların red gerekçelerinin dava ile ilişkisiz olduğunu ve bazı gerekçelere anlam veremediğimizi belirttik. Ardından yargıç, aynı soruyu Bakanlık avukatına yönelterek, kendileri lehine karar veren yargıçların gerekçelerinde neyi kastettiklerini anlayıp anlamadıklarını sordu. Çok enteresan, Bakanlık avukatı da, bu gerekçeleri anlamadığını, leyhlerine karar olmasına rağmen bazı gerekçelerin haksız olduğunu itiraf ederek, davanın sil baştan yeniden görülmesinde sakınca görmediklerini belirtti.

Bir çoğunuz bunun ne anlama geldiğini haklı olarak bilmeyebilir. Çok teknik bir konu. Ancak kısaca, “şu iki hakim açıkça hatalı kararlar vermiş, şimdi bu kararları unutalım ve ilk başa dönüp, vize memurunun red gerekçelerine bakarak, vizesi red edilen şahsın savunmasına ve davasına yeniden bakalım” anlamına geliyor. Bu, bizzat bakanlık avukatı tarafından itiraf edildiği için bizim ilk zaferimiz oldu.

İkinci zafer, mahkeme yargıcının, davaya kendisinin yani yüksek mahkemenin mi yoksa, daha alt düzeydeki birinci mahkemenin mi bakması konusundaki kararı oldu. Yargıca, müvekkilimizin dava süresince 8 aydır stresli bir yaşam sürdüğünü, Türkiye’deki nişanlısı tarafından terk edildiğini ve artık ne olacaksa kararın o anda verilmesi için ısrarlı olduğunu belirttik. Bakanlık avukatı da, buna bir itirazı olmadığını ve duruşmanın kısa süreceğini belirterek, bizimle aynı görüşe katıldığını ve davanın o anda sonuçlanmasının uygun olacağını açıkladı. Bilmeyenler için, bunun anlamı: “Bizim bu red gerekçelerine söyleyecek sözümüz pek yok, vize memurunun red gerekçeleri bize de biraz saçma geldi, davayı görelim ve bugün bitirelim.”

Mahkeme yargıcı, dava 20 dakika içinde sonuçlanabileceği ve sıradaki davayı etkilemeyeceği için, davamızın o anda görülmesine karar verdiğini açıkladı. Bu da bizim ikinci zaferimiz oldu.

Davanın yeniden görülmesi, yargıcın kararından hemen sonra, başladı. En başa dönülüp, (yani önceki iki yargıcın kararları hiç olmamış gibi en baştaki vize memurunun kararları dikkate alınarak) davaya başlandı. Ne yazık ki, müvekkilimiz, heyecanından olsa gerek, vize memurunu haklı çıkaracak şekilde konuşmaya başladı. İş planından haberi olmadığını teyit eder gibi konuştu. Sadece ben değil, aynı zamanda mahkeme yargıcı da şaşkınlıkla olayı izlerken, birden yargıç, bize nefes aldıracak bir öneride bulundu. “Galiba müvekkiliniz soruyu anlamıyor, isterseniz, davayı ilk mahkemeye yönlendirelim, orada bir tercüman eşliğinde konuşsun.” Kör ister bir göz, Allah verir iki göz misali, hemen teklifi kabul ederek, davanın ilk mahkemeye yönlenmesini sağladık.

Aslında, kesin kazanılacak bir dava, müvekkilimizin heyecanından dolayı, neredeyse kaybedilecekti. Bir başka yargıç olsaydı, (örneğin, bir önceki davanın yargıcı duruşmada olsaydı), bu yargıcın gösterdiği iyi niyeti göstermez, vize memurunun gerekçelerini haklı çıkardığı için davayı red ederdi.

Sonuç olarak, iki hafta içinde, birbirine zıt niyetlerdeki iki yargıcın kararının, insanların hayatlarını nasıl değiştirdiğini yeniden yaşamış oldum. İkinci yargıcın verdiği kararın, gerçekten adil, her kesimi tatmin eden ve insanların adalete olan güvenini sağlayan bir karar olduğunu belirtmeme gerek yok. Umarım, bu yargıcın gösterdiği iyi niyeti, diğer yargıçlar da gösterir ve içişleri bakanlığı memurlarının zulmüne uğrayan göçmenler, gerçek adaletle yüzleşirler.

 


Vizesiz Dünya

Vizesiz Dünya, İngiltere Göçmenlik Kanunu'nda olan değişiklikleri, vizelerde yaşanılan sorunları ve haksızlıkları, mahkeme kararlarını burada bilgisayar ekranlarına taşıyor.

%d blogcu bunu beğendi: