Bakanlığa karşı kazanılan bir başka zafer (2)

Vizesiz Dünya tarafından tarihinde yayınlandı

Dünkü yazımda, (yaz tatili nedeniyle daha önce yazamadığım) Bakanlığa karşı kazanılmış davalarımızdan önemli olan iki davadan ilkine yer vermiştim. Bugünkü yazımda, dünkünden daha önemli bulduğum ikinci davaya yer vereceğim. Daha önemli buluyorum dememin nedeni, bu davanın birincil itiraz mahkemesinde red edildikten ve 2 izin başvurusundan sonra yüksek mahkemenin karar vermesine kadar uzanan süreçte oldukça sıkıntılı olmasındandır.

Davanın bir başka özelliği de, davaya konu olan S.A. adlı müvekkilimizin yaşadığı sancılı başvuru sürecinin, benzer durumda olan diğer Türk vatandaşlarını da ilgilendirmesi.

Kısaca bahsetmek gerekirse, Ankara Anlaşması altında müvekkilimizin ilk bir yıllık vize başvurusu sorunsuz bir şekilde kabul ediliyor ve müvekkilimiz temizlik firması kurarak kendi işine başlıyor. Ancak sorunlar, 12 ay sonra, vize uzatım aşamasında 3 yıllık vize için yapılan başvuruda yaşanıyor. Müvekkilimizin başvurusunu alan vize memuru,  müvekkilimizin 3 yıllık vize başvurusunu şu nedenlerle red ediyor:

1- Temizlik firması kurduğundan bahsediyorsun ancak işini gerçekleştirmek için, 12 sterlinlik malzeme dışında herhangi bir malzeme satın almamışsın. Bu 12 sterlinlik malzemeni de, vizenin bitmesine 4 ay kala satın almışsın. İşe başladıktan sonraki 8 ay içinde malzeme olmadan işini nasıl yapabildiğini anlayamadım. Bu bende işinin gerçek olduğu konusunda ciddi şüpheler uyandırdı. Eğer gerçekten işini yapıyor olsaydın, elle tutulur şekilde malzeme almış olmalıydın.

2- Muhasebe evraklarını incelediğimde, vergi dairesine Eylül 2010-Nisan 2011 arasında 8 bin sterlin kazandığını beyan ettiğini anlıyorum. Ancak kestiğin faturaları tek tek hesapladığımda 3400 sterlinlik bir gelir elde ettiğin anlaşılıyor. Bu, kazancının şişirildiğini ve işinden yeterli gelir elde etmediğini ispatlıyor.

3- Müşterilerine temizlik için gittiğinde onların malzemelerini kullandığını belirtiyorsun. Ancak, müşterinin sana vereceğin hizmet için para öderken, aynı zamanda malzemelerini de sağlıyor olması bana mantıklı gelmiyor.

4- Müşterilerine cam silmeye giderken, satın aldığın cam silme malzemelerini kullandığını belirtiyorsun ve müşterilerine toplu taşım araçları ile gittiğinden bahsediyorsun. Ancak bu malzemelerini toplu taşım araçlarını kullanarak taşıdığın bana gerçekçi gelmiyor.

5- İşyeri sorumluluk sigortası yaptırdığını görüyorum ancak bu sigortanı da işine başlarken değil, vizen bitmek üzereyken yaptırmış olman, bendeki şüphelerin daha da artmasına neden oluyor.

6- İşini nasıl tanıttığın konusunda gazete ilanları verdiğinden bahsetmektesin. Gazeteye verdiğin ilanların tamamı, vizen bitmesine yakın tarihlerde verilmiş. Bu, iş yapmadığın konusunda şüphelerimin daha da derinleşmesine neden oldu.

Yukarıda çok kısa hatlarıyla açıkladığım red gerekçeleri, gerçekte 5 tam dolu sayfadan oluşuyor. Özellikle 2 numaralı maddede bahsedilen faturaların tek tek hesaplanması, memurun hiç üşenmeden en az 1 saat zaman ayırdığını ispat ediyor. 5 sayfa gibi oldukça uzun sayılabilecek red gerekçesini yazabilmek de, bana göre memurun en az 2 gün bu dosya üzerinde zaman ayırdığını gösteriyor.

Her zaman müvekkillerime, işlerini yaparken, vergi dairesi ve kazancın vergilendirilmesinde gerekli olan, işyeri giderlerinin tamamını tutmalarını salık vermişimdir. Ancak bu davaya konu olan S.A., yaptığı harcamaların fiş ve faturalarını özenle saklamadığı için, memurda, iş yapmadığı gibi bir izlenim bırakmasını normal görüyorum. Ancak, bu gerekçenin müvekkilimizin kesin olarak iş yapmadığını gösteremeyeceğinin de altını çizmek isterim. Müvekkilim çoğunlukla gittiği evlerdeki temizlik malzemelerini kullanmaktaydı. Zaten, sadece İngiltere’de değil, dünyanın her yerinde, eve giden temizlikçiler, evdeki malzemeleri kullanılırlar. Bunun bir gerekçesi de, ev sahiplerinin evde kullanılan detarjanları kendileri satın alıp, deterjanın alerji yapmayan, hijyenik ve sağlıklı deterjan olmasına emin olmak istemeleridir. Ben de şahsen kendi evimde, temizlikçinin getirdiği ucuz deterjanları kullanmasına izin vermem.

Müvekkilim sadece cam silme işi için satın aldığı kendi malzemelerini kullanmakta. Bu malzemeler de, küçük bir kova ve uzatma kolu olan cam silme aparatından oluşuyor ve toplu taşımla rahatlıkla taşınabiliyor. Londra’da yaşayan herkesin bildiği gibi, bir yerden bir başka yere gitmek toplu taşımla hem daha hızlı hem de daha ekonomik oluyor. Böyle bir olanak dururken, müvekkilimin farklı bir araç kullanmasını beklemek mantıklı değildir.

Memurun bahsettiği işyeri sigortasını yaptırmak, ingiltere yasalarında zorunlu bir uygulama değil. Müvekkilim, bu sigortayı istediği zaman yaptırmakta veya hiç yaptırmamakta tamamen serbest. Bunun red gerekçesinde kullanılması doğru olamaz.

Aynı şekilde, müvekkilimizin gazete ilanı vermesi de zorunlu değil. Gerçekte müvekkilimizin zaten hazır müşterileri vardı ve el ilanları dağıtarak müşterilerini bulmaktaydı.

Red gerekçelerinin her birine, mantıklı savunmalar hazırlayarak, hemen birincil itiraz mahkemesine (First Tier Tribunal) başvuruda bulunduk ve bakanlığın verdiği red kararının iptalini istedik. Mahkeme günü, duruşma salonuna girdiğimde, duruşmaya bakanlık adına müdahil olan savcının gelmediğini gördüm. Bu sevindirici bir gelişmeydi, zira savcı olmadan kendimizi daha rahat savunabilecekti, ancak yargıçla göz göze geldiğimde, yargıcın aynı zamanda savcının yerini alarak, davayı olumsuz sonuçlandıracağını kolaylıkla anladım.

Genelde yarım saat kadar sürmesi gereken bu duruşma tam anlamıyla 2 saat sürdü. Bu 2 saat süresince, mahkeme yargıcı, müvekkilimi sorguladı ve mahkeme sonunda beklediğim gibi, maalesef davayı red etti.

Bu red kararı, bizler için de sıkıntılı itiraz sürecinin başlangıcı oldu. Yasalara göre, eğer birincil mahkeme davayı red ederse,  bir üst mahkemeye gidebilmek için, önce izin almamız ve yargıcın verdiği kararda yanlışlık yaptığını ispat etmemiz gerekiyor. Bir üst mahkemeye gidebilmek için yaptığımız ilk izin başvurusu, davaya bakan hakim tarafından red edildi. Bu defa daha üst mahkemeye itiraz başvurusunda bulunduk. Üst mahkeme, itiraz başvurumuzda ön yargılı olmadan gerekçelerimizi dikkatli bir şekilde okuyarak, yüksek mahkemeye gidebilmemiz için istediğimiz izni verdi.

Yüksek mahkemede, beklediğim gibi bakanlık savcısı da hazır bulundu. Savcı, savunmamızın tamamını okuduğunu ve kabul edilemez bulduğunu belirtti ve yargıcın önünde müvekkilimi sorguladı. Malzemeleri neden geç tedarik ettiği, neden yeterli malzeme satın almadığı, muhasebecinin neden kazancı şişirdiği konusuna ısrarla eğildi ve savunmamızı çürütmeye çalıştı.

Yüksek mahkemede görev alan hakimlerin, daha deneyimli ve yaşlı hakimler olması, bizim en büyük avantajımız oldu. Savunmamızı çok iyi yaptığımızı, müvekkilimizin savunmasını yeterli bulduğunu belirterek davayı kabul ettiğini açıkladı.

Bu bizim için gerçek anlamda bir zaferdir. Çünkü, müvekkilim gibi benzer durumda olan, işi için malzeme almasına rağmen, aldığı malzeme faturalarını kaybedenlerin sayısı belki de yüzlerle ifade edilmektedir. Bu karar, tüm Ankara Anlaşması başvurucuları için emsal teşkil edecektir ve artık Bakanlık, sadece malzeme yetersizliğini öne sürerek, kolaylıkla red veremeyecektir.

İlgilenenler için yüksek mahkeme karar dosyasına şuradan erişilebilir: http://www.ait.gov.uk/Public/Unreported/IA332392011.doc


Vizesiz Dünya

Vizesiz Dünya, İngiltere Göçmenlik Kanunu'nda olan değişiklikleri, vizelerde yaşanılan sorunları ve haksızlıkları, mahkeme kararlarını burada bilgisayar ekranlarına taşıyor.

1 yorum

cem · 08/05/2013 22:28 tarihinde

gercekten okududum ve bu durumda magdur olan bizler gibi bircok arkadas adına umutlandım,bizimde böyle bir durumumuz var ve sizden yardım istesek bizede bu konuda basvuru için yardım edebilirmisiniz acaba…?

Bir Cevap Yazın

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.

%d blogcu bunu beğendi: